18 Kasım 2011 Cuma

Kasım..










Deniz manzaralı bir kafe' de oturmuş,  sabah kahvaltımı yapıyorum. Masanın ortasında; ezme zeytin, salamura peynir,  sıcak simit, evde yapıp oraya taşıdığım poğaçalar ve sabah kahvaltılarımın vazgeçilmezi ıhlamur..

Servis masasına yaydığım gazeteler..

Gazetelere göz atıyorum, sanki orada yalnız ben varmışcasına siliyorum etrafımda insanların yüzlerini.. Kimseyi görmüyorum, dalıyorum hayallerime..

Az sonra bir kaç serçe birikiyor yanıma.. yere düşen ekmek kırıntılarını yiyorlar, masamdan bir ekmek dilimi alıp, ufak parçalara ayırdıktan sonra serçelerin kırıntıları yediği yere bırakıyorum, uçuyorlar, kaçıyorlar.. Ben masama geçince tekrar geliyorlar.. Bıraktığım ekmek parçalarını yemeye başlıyorlar..

Dikkatim dağılıyor. Orada yalnız olmadığımın farkına varıyorum..

Karşı masada alman bir bey saatine bakarak bekliyor, ara ara göz göze geliyoruz,  kuşlara, kırıntı ekmeklere ve bana bakıp, haylaz bir çocuğa gülümser gibi gülümsüyor.

Yan masada,  yüzüne hayatına boyunca yaşadığı bütün anıların, acıların çizgileri yerleşmiş, 60 yaşlarında çok sevimli tonton bir dede oturuyor, tespihini çekerek çayını içiyor, tespih çekerken ne dediğini duymaya çalışıyorum.. duyamıyorum güvercin seslerinden..

Biraz sonra alman beyin beklediği arkadaşı geliyor...
Ve kuşların ekmeklerine güvercinler de dahil oluyor,  bitiyor yere bıraktığım ekmekler..

Arkadaşına sarılıp almanca 'hoş geldin, nihayet..' diyor. Yerine otururken, yanaklarında kırmızı izler beliriyor, ruj izleri.. Gözümü alıyor, gülümsüyorum..

Kuşlar için biraz daha ekmek bırakıyorum yere, kuruyor ekmekler, hava öyle soğuk ki.. üşüyorum içeriye geçmek istiyorum ama yapamıyorum...

Denizin o temiz yosun kokusunu içime çekmek, kuşların ekmek yiyişini izlemek istiyorum. Hiç önemsemediği m detaylara takılmak istiyorum bugün..

İnsanlar..

Biraz sonra karşı masadan bir ses yükseliyor, alman bey yanına gelen sarışın, yüzü makyajdan kozmetik tarlasına dönmüş, makyajdan güzelliğinin bütün albenisi kaybolmuş bayan arkadaşı ile konuşuyor. 'Makyaj yapma bu kadar' diyor, almanca..

Masadan ses yükselince garson koşarak gelip, 'bağırmayın' diye nazik bir dille uyarı yapıyor..

....
Aşağıda,  bir balıkçı tekneden ağlarını bırakıyor denize.. Teknenin kenarlarındaki oltalara yöneliyor, çekiyor bir oltayı, ucunda çırpınan küçük bir balık..


Son zamanlarda kafama  takılan konuya gidiyor aklım.. Oltanın ucundaki küçük balık gibi çırpınıyorum,çırpınıyoruz.. nefesimiz bir.. tıkanıyoruz ikimizde..


Balıkçı boğulduğumu görüyor, küçük buluyor beni, atıyor oltasının ucundan,  denizime.. hızla..
Ağzımda oltanın hafif yarası, kanıyorum..
...

Yine kasım ayı geliyor.. Boğazımda bir düğüm, doğuyorum bu ay..


....

Kasım, Neşe Tuana

2 yorum:

♥мұ»p»r«i»n«č»є«s»s♥ dedi ki...

Harika bir yazı canım...paylaştığın için tşkler...

NİLMOON dedi ki...

çok güzel bir yazı..orada olup sizinle buluşmayı ve birlikte bir çay içemyi çok arzu ederdim..
sevgiler..

doğduğunuz ay kutlu olsun !!!