30 Nisan 2010 Cuma

Okulda Sigara İçen Öğrencilerim


Derse başladıktan 15 dakika sonra başını sıraya koyarak, yüzünü kapattı.Uzun bir süre o şekilde kalınca, hasta olduğunu düşünüp, yanına yaklaşarak, elimi alnına koydum ve ateşine baktım.Alev alev yanıyordu ama durumda bir gariplik sezdim.

-İyimisin, dedim
-İyi değilim öğretmenim, dedi.

Yanındaki arkadaşı;

- biraz dışarı çıkaralım mı öğretmenim, hava alsın, dedi.

-Tamam, dedim.

Ayağı kalktığında, bayılma durumunda gibiydi.Ateşi çok yüksekti, bir koluna sıra arkadaşı, diğer koluna arka sırasındaki arkadaşı girdi ve dışarı çıktılar.Kapıyı arkalarından hızlıca örttüm sonra kapıya yavaşça yaklaşarak aralıktan baktım, zor yürüdüğü için kolundan onu tutan arkadaşları kolunu bırakmış.Gayet güzel yürüyor, gülüyorlardı. Muhtemelen, ateşini de tebeşir tozu yutarak çıkartmıştı.

Onlar merdivenlerden indikten sonra ,arkalarından sessizce gittim.Okulun arkasında bulunan,   kuytu bir köşeye geçtiler.Biri diğerine,

-Oğlum, bu numarayı bütün öğretmenler yiyiyor.İngilizcecide inandı ya, artık hepsine yutturabiliriz, dedi.

Sonra cebinden 3 çöp sigara çıkardı.

Duvarın arkasından çıktım,

-Çakmak mı arıyorsun?, dedim.

Sanırım korkudan, kıpkırmızı oldular.Ellerindeki sigaraları aldıktan sonra, biraz da kulaklarını birşey söylemeden çektim ;

-Yürüyün, dedim.


Tenefüs zili çaldı ve onları sınıflarına götürerek uzun süre konuştum, ailelerinin okula gelmesini istedim.

"Lütfen bizi disipline vermeyin" diye yalvarıyorlardı.Öyle bir niyetim yoktu ama biraz korkmaları için "bunu yapmadan önce düşünecektiniz, vereceğim " dedim.

Velileri ile de görüştüm.Ailelerinde anne yada babadan mutlaka biri sigara içtiği için, çocuklar onlardan görerek denemişler.Aslında hata olarak gördüğüm öğretmenleri ile alay etmeleriydi.Benden önce diğer arkadaşlar üzerinde de bu numarayı denemişler ve başarılı olmuşlar..

Aileleri de durumdan çok utandı, hatalarını düzelteceklerini belirterek teşekkür ettiler.

O günden sonra 2 ay geçti.3 öğrencimde çok değişme var.Derslere katılımları arttı, eskisine göre başarı seviyeleri ve sınavlardan aldıkları notlar yükseldi.

Eğer disipine verilmiş olsaydılar, okuldan 1 ay süre ile uzaklaştırma cezası alacaklardı ve bu olay eğitim hayatlarını ve geleceklerini önemli ölçüde etkileyecekti.

Bu okulda cuma günü boş ders saatlerim olduğu için, gönüllü olarak öğretmenlik yapıyorum, bir devlet okulu.

Şu anda özel okulda görev yaptığım için arada çok fark olduğunu söyleyebilirim.Devlet okullarında sınıflar çok kalabalık, ailelerin çoğunda anne ve baba çalıştığı için akşam ve yorgun geliyorlar, çocuklarının durumlarıyla çok ilgilenemiyorlar.

Sınıflar zaten kalabalık olduğu için, öğrencilerle bire bir ilgilenmek zor oluyor.50 kişilik bir sınıfta tek tek öğrencilerin yaptığı ödevi kontrol etmek, 40 dakikalık bir ders saatine sığmıyor.Bu yüzden ödevleri ayrı bir dosya kağıdında yaparak bana vermelerini istiyorum, böylelikle evde kontrol edebiliyorum.Diğer derste eksik oldukları yerleri anlatabiliyorum.

Ama iş sadece ders ile bitmiyor.Onları eğitim-öğretim bileşkesi çerçevesinde de yetiştirmek de gerekiyor..

Neşe Tuana

İmamlarda Döver


Ahmet Abi, Bulunduğu ilde halk tarafından çok sevilen, "dinibütün" olarak tanınan, birçok genç erkek mankene taş çıkartacak cinsten  yakışıklı, efendice, kendi halinde bir imamdır.Kadınlarla konuşurken yere bakarak konuşur, hiçbir kadının gözlerine bakmazdı.İlk zamanlarda durumu saygısızlık olarak algılamış olanlar olsa da zamanla mahallenin bayanları tarafındanda kabul edildi.Görünürde çok iyi bir insandı.

İmamı olmayan bir köye, geçici olarak atandığında mahalle sakinleri çok üzülmüştü.Ahmet abinin imamlık yaptığı köyde bir kız ona aşık olmuş, durum karşılıklı olmuş olacakki kız bir gece kaçarak ahmet abinin evine gelmiş.Tabi adam dinibütün bir imam olduğu için, bir kadınla gece aynı evde nikahsız olarak kalmak istememiş.Hemen ilçede müftü olan başka bir imam arkadaşını aramış o gece imam nikahları kıyılmış.O günün sabahında da  yıldırım nikahı ile evlenmişler.

Ahmet abinin eşi Reyhan, köyde büyümüş, eğitimsiz olmasına rağmen oldukça kültürlü bir bayandı.Reyhan'ın ailesi kaçtığı için, kızlarını affetmemişti.Kaçmadan, kızı istemeye gelselerdi, vereceklerdi.Ama böyle yaparak ailesini kırmıştı.Evliliklerinden 4 ay sonra, İmam Ahmet eşini dövmeye başlamıştı.Karısı hiçbiryere çıkamıyordu.Evden kaçtığı için ailesinin yanına da dönemeyeceği için duruma katlanıyordu.İmam Ahmet, çevresinde sakin, çok iyi bir insan olarak bilindiği için, Reyhan  kimseye derdini de anlatamıyordu.

6.ayda, Reyhan hamile olduğunu öğrendi.Ancak imam bey karısını dövmeye devam ediyordu.Reyhan, gizlice babasının evine giderek onlardan kendisini affetmesini istedi.Babası ve annesi kızlarını affettiler.Damatlarını da görmek istediler ama imam ahmet onları görmeye gitmedi..

Hamileliğinde eşinden dayak yiyen Reyhan, çocuğunu kaybetti.Hastanede darp edildiğini gören doktorlar durumu polis'e bildirdiler.Ancak genç kadın, eşinden şikayetçi olmadı.Çünkü eşi ile boşanması durumunda gidecek yeri yoktu.Kaçarak evlendiği için, ailesinin yanına dönecek yüzü, çalışmak için eğitimi de yoktu..

Ahmet imam, bir süre eşine şiddet uygulamaktan vazgeçti.Olaydan sonra mahalle halkı durumu öğrenince imam'ın arkasında namaz kılmak istemediklerinden, uzak olmasına rağmen başka bir camiye gidiyorlardı.

İmam Ahmet, durumu görünce başka bir ilçeye tayin istedi ve oradan eşiyle beraber ayrıldı.Bir süre sonra Reyhan ,bir erkek çocuk dünyaya getirdi.Bu süre içerisinde de eşi ona şiddet uygulamaktan vazgeçmemişti.

Reyhan ve Ahmet'in şu anda biri 10 diğeri 6 yaşında çocukları var yıllar geçti ama İmam Ahmet, karısını dövmekten hiç vazgeçmedi...

Dinine düşkün, namazlarını kaçırmayan bir adamın bunları yapması çevresi tarafından hep yadırgandı.Namaz, oruç, zekat..Müslümanın yapması gereken görevlerden lakin "müslümanım" diye geçinen birisinin kendisine emanet bir kadına böyle davranması akla sığmayan bir durum.Sanki bir hastalık gibi..

Yani insanları bu müslüman adam iyidir, bu değil kötüdür diye sınıflandırmamalıyız.Kimin ne olduğunu ancak Allah bilir.Görüntüler her zaman gerçeği yansıtmaz..

Neşe Tuana

29 Nisan 2010 Perşembe

Hazal Teyze . . .


Annemin yardımcısı hazal teyze var.Doğu kökenli, uzun zamandır Antalyada yaşıyor ama şivesini hala düzeltememiş.Çok sevimli ve titiz bir teyze.10 yıllık evli olmasına rağmen eşiyle çocuk sahibi olamadılar.Hertürlü yöntemi denediler ama hep başarısızlıkla sonuçlandı.Sonunda kendi memleketlerinden 10 çocuklu bir ailenin 11. çocuğunu, doğar doğmaz evlatlık olarak aldılar.Bebek erkek olsaymış ailesi vermeyecekmiş ama kız olduğu için vermeye karar vermişler.Bebeği hazal teyze büyüttü ve bugün 5 yaşına girdi.Öz annesi ve babası istedikleri zaman çocuklarını görebilme imkanlarına rağmen hiç arayıp sormadılar.Ne biçim anne, babadırlar diye düşünemiyorum çünkü çocuğunu doğar doğmaz başka birilerine verenlerden ne beklenebilir..

10 çocuğu daha varmış.Belki bazılarının adını da bilmiyorlardır.2 odalı bir evde sıkış tıkış yaşıyorlarmış.Hazal teyzenin büyüttüğü bebek en azından diğerlerine göre güzel şartlarda büyüdü, işin bu tarafına bakınca iyi ki vermişler diyorum ama canlarından bir parçayı başkalarına teslim etmiş olmalarını da kabullenemiyorum.

Yine bu sabah annemle konuşurlarken kapı aralığından seslerini duydum.Hazal teyze, anneme kızıyla ilgili birşeyler anatıyordu;

"-Tahtor bu kremleri verdi, iyicine sürdürtecekmişim diyor" dedi.

Hazal teyzenin şivesine alışmış olsamda bazen konuşmaları tatlı ve komik geliyor.Doktor'a " tahtor" diyor.:)Ne kadar şivesini düzeltmeye çalışsa da diline yerleşmiş sözcüklerden kurtulamıyor..

Neşe Tuana

28 Nisan 2010 Çarşamba

İlkokul Mezunları Ehliyet Alabilir mi?



56 yaşındaki tonton amcam motor üstünde gezmekten şikayetçi olduğunu söyleyerek, " senin öğrencilerin vardı ehliyet kursunda onlarla bir görüşelim de  ben ehliyet alayım" artık diye bana geldi.Sürücü kursunu aradık, amcam ilkokul mezunu olduğu için ehliyet alamayacağını düşünmüştüm ama bu yıl ilkokul mezunları için son yılmış.İlkokul mezunu olupta ehliyet almak isteyenlere duyrulur.Acele edin ehliyetinizi alın.

Tonton amcamla beraber haftasonu sürücü kursuna giderek kaydını yaptıracağız ve kısmet olursa birkaç ay sonra ehliyet sahibi olacak.Bu yaşına kadar motor üstünde 72 il dolaşan ama araba kullanmayı bilmeyen, ehliyet almayıp 56 yaşında ehliyet almaya karar veren tontiş amcamın ellerinden öpüyorum, azmine hayran kaldım :)

Benim ehliyetim varda ne oluyor araba olmayınca cüzdanda öylece bekliyor.Ehliyetimi 2006 yılında aldım, 5 yıl olmuş.5 yılda araba kuıllanmada profesyonel duruma geliyorsunuz zaten..Bir de arabanız varsa yolları ezbere biliyorsunuz...

Neşe Tuana

Canan Arıtman Ve Çağdaşlık

CHP milletvekili Canan Arıtman..

Her ne kadar ilgi alanıma girmeyen hatunlardan olsada, yaptıkları insanları şaşırtacak türden.Kendi içinde çelişkili olan tavırları ile dikkat çekmiştir.Lise yıllarımda kendisini silaha düşkünlüğü ile tanıdığım milletvekilidir.Kadın hastalıkları uzmanıdır.

2006 yılında Emine Erdoğan'a yazdığı bir mektup ile, Emine Erdoğan'ın giyim tarzı ile yabancı ülkelerde Türk kadınını rezil ettiğini, çağdaş türk kadınını temsil etmediğini iddia ederek şöyle bir mektup yazmıştır;

Sayın Emine Erdoğan

Sizin ve beraberinizdeki birçok bakan eşinin türkiye cumhuriyetini temsilen gittiğiniz yurtdışı gezilerdeki giyim tarzınız, türk halkını, türk kadınını rencide etmektedir; rahatsız etmektedir. belki samimi inancınız gereği tesettürü tercih etmiş olabilirsiniz. her ne kadar çocukluğunuzda ağabeyiniz tarafından zorla tesettüre sokulduğunuzu, günlerce ağladığınızı beyan ettiyseniz de yetişkin olduğunuzda buna devam ediyor olmanız artık kişisel tercihiniz olduğunu düşündürüyor. bu kişisel tercihinize saygı duyarım. ama izin giyim tarzınız türk kadınının genelinin giyim tarzı değildir. modern türkiye cumhuriyetinin kadınları tesettürsüz, çağdaş, batılı giyim tarzını benimsemiştir. bu nedenle kişisel tercihleriniz yurtdışında türk kadını ve türkiye hakkında yanlış imaj yaratılmasına neden olmaktadır.


Bir türk kadını olarak, gereksiz bulduğum bir mektup yazmıştır.Ben nasıl özgürce tesettüre girmeme hakkımı kullanıyorsam; isteyen de tesettürle gezebilmelidir. Şahsen bakan eşlerinin hiç bir şekilde beni temsil ettiğini düşünüp gocunmuyorum.Mektuba bakılacak olursa Canan Arıtman, Modernliği saçın açık olması yada açık giyinmek olarak kabul ediyor.Çağdaşlık saçı açık gezen, açık giyinen kadınlarla değil ilim ve irfan sahibi bir toplumla olur.Canan Arıtman, sadece saç açıklığı ile modern olunamayacağını bilecek kadar eğitimli bir bayandır.Mektubunda bile kendi açıklığına saygı gösterilmesinin gerektiğinin altını çizerken, başkasının inancına ve toplumda bu inancına uygun yaşayan bütün çağdaş kadınları "çağdaş değillerdir" diye etiketlemiştir.

Mektubunda geçen "modern türkiye cumhuriyetinin kadınları tesettürsüz, çağdaş, batılı giyim tarzını benimsemiştir." cümlesi üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.Tesettürlü kadınlar çağdaş değilmidir?Milletvekili olmasına rağmen ülkemizde kaç tane tesettürlü bayanın inanç özgürlüğünü yaşayamadığı için yurt dışında çalıştığını, bunların arasında birçok alanında uzman avukat, doktor, mühendis bayanın  olduğunu biliyor mu?Toplumda zaten eğitim hayatında da kabul edilmeyen türbanın " türbanlılar çağdaş değildir" diyerek daha büyük bir baskı altına soktuğunun farkında değil mi?

Saçım açık ama örümcek kafalı değilim.Saç açıklığını, açık giyinmeyi modernlik olarak tasvir etmiyorum.Okumuşlarında cahili oluyormuş.En kötüsü  örümcek ağlarını insanın beyninin içinde taşımasıymış..

Vatan için savaşan Nene Hatun bu ülkenin çağdaş kadını değilmiydi?Başörtülüydü..Biz batılı değiliz, kendi kültürümüz var.Tesettürsüzlük benim/bizim tercihimizdir, batıya benzemek için, çağdaşlık imajı vermek için bunu seçmedik.

Kadınları mecliste temsil eden bir bayanın böyle düşünmesi ne acı..

Canan Arıtmanın çekilişkileri bunlarla sınırlı değil aslında;

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' e " soyağacı araştırılsa ermenilik" çıkar dedikten, sadece birkaç ay sonra ermeni bir vatandaşın Türkiyede kalabilmesi için başbakandan yardım istiyor ve başarılı olarak Moya Moya hastası Arthur Manukyan için oturma izni çıkarıyor.

İşte çağdaş türk kadını Canan Arıtman;


İşte mektuba konu olan kıyafetlerle Türk kadınını temsil etmediği söylenen Emine Erdoğan;

Fotoğraflarına bakılınca hangisinin daha çağdaş olduğu anlaşılıyor mu?Hangisi daha çağdaş?
Aldığı eğitimden yaşam adına birşeyler öğrenememiş insanlar, örümcek ağlarını daima beyinlerinin içinde taşırlar, zamanı geldiğinde de beyninde biriktirdiği ağları ağzından atmaya başlarlar, dörtbir yanı ağlarıyla örmek istercesine..

Okumuşun cahili hiç çekilmiyor...

Neşe Tuana

İzmirdeki Seri Katil Yakalandı


Güne güzel bir haber ile başlıyoruz.Dün buradaki yazımda bahsettiğim, İzmirde üç gecede üç kişiyi öldürdüğü iddiasıyla aranan katil zanlısı, Muğla'nın Bodrum ilçesinde yakalanarak gözaltına alınmış.Haberi gazeteci bir arkadaşımdan öğrendim.Haberleri izlediğimde doğru olduğunu görünce sevindim.Hayatını kaybedenlerin yakınlarına Allah sabır versin, çok acı bir durum.Bir hiç uğruna hayatları ellerinden alındı.

 Türk polisi her zamanki gibi başarısınız gösterdi ve katil zanlısını başkalarına da zarar vermeden yakaladı.

Bu gibi insanlara "oh yakalandı kurtulduk" gözüyle bakmamak gerek.En ağır ceza verilsin ki bir daha çıkıp insanların canlarını almasın.

Aslında akla sığmayacak bir durum.

Bre mel'un; sen eninde sonunda yakalanacağını bilerek nasıl 3 insanı öldürüyorsun?Bu nasıl bir rahatlık, pişkinliktir.1 cep telefonu, 2 -3 banka kartı kadar mı insanların hayatı?Çalışarak kazanamazmıydın onları?Değer miydi günahsız, gencecik bir kızı öldürmene?Nasıl geceleri rahat uyuyabileceksin?Hangi hazine bir insanın hayatından daha değerli olabilir..Kaçacağını mı sandın, bunları yapan biri nereye kadar kaçabilir..Hiçbir suç cezasız kalmaz...

Böylelerini halka teslim edecekler aslında.O adamı atsınlar izmir meydanına halk cezasını versin, ibret olur cümle aleme..Bir daha da kimse günahsız insanların canına kast etmez, edemez..Gaddarca mı oldu söylediğim?Empati yaptım, ölen insanların yakınları yerinde hissederseniz kendinizi ne demek istediğimi çok iyi anlayabilirsiniz.

İnşallah böyle olaylar bir daha yaşanmaz..

Neşe Tuana

27 Nisan 2010 Salı

Cennette Değil Cinnetteyiz


Toplumca cinnetteyiz sanki.Bir kaos ortamı oluşmaya başladı.Küçük çocuklara yapılan cinsel istismarlar inanılmaz derecede arttı.Mecliste temsilci olarak seçtiğimiz milletvekilleri bile birbirine saldırmaya başladı.İşsizlik, geçim derdi  meselemiz vardı unutuldu, insanlar can derdine düşmeye başladılar..Peki bunun sebebi nedir?


Gerek tv kanallarında, gerekse artık her evde bulunan internet aleminde cinsel objeler, cinsel konuların işlenmesi  çoğalmaya başladı.Dizi senaryolarını incelersek, hepsinde bir cinsel vurgulama olduğunu göreceğiz.Bazı yayın organları özellikle bu konuları işleyerek topluma doğal bir durummuş gibi kabullendirmek istiyorlar.

Çocuklara yapılan cinsel istismar siirt olayı ile patlak verdi.Eskiden yok muydu?Mutlaka oluyordu ama medya olayın üzerine gitmediği için olay kapanıyordu.Toplumda tabu olan konular aileler arasında hallediliyor, yada küçük yaşlardaki kızlar töre cineyetlerine kurban gidiyordu. Veya yaşlı adamlarla evlendiriliyordu..

Mecliste halkı temsil eden, milletvekillerimizde birbirine saldırırsa ülke vatandaşlarına nasıl örnek olabilirler?

Toplumca tam istihdam cinnetteyiz...

Neşe Tuana

İzmir'deki Seri Katilin Robot Resmi

Birkaç gündür sinirlerimin bozulmaması için haberleri izlemiyorum ama internette haberlere bakmaktanda kendimi alamıyorum..

Haberlerde duymuşsunuzdur.İzmir de sapık ruhlu bir katil gözüne kestirdiği insanların canını alıyor.2 cinayetten sonra hala yakalanamadı ve dün gece yine birisinin hayatını elinden aldı.

İzmirli arkadaşlarım dehşete düşmüşler, halkta bir panik var.Seri katilin robot resmi medyaya verilmiş.

Robot resmi olabildiğince yayalım ki katil elini kolunu sallayarak masum insanları öldürüp aramızda gezmesin!

Calcium Sandoz - Kalsiyum Sandozun Faydaları


Kaç kişinin annesi elinden tutup zorla doktora kızını götürerek "neden kilo almıyor kızım?" diye doktora sormuştur?

Kilo alamayanlardan biri de benim.Çok zayıfım sanmayın :D

Günde 6 öğün yemek yiyor olmama rağmen, aynı kiloda kalmış olmamı, hayatım boyunca hiç tombik bir kız olamamamı, genetik özelliklerime bağlıyor olsam da, aynı zamanda sağlıklı olmamıda sürekli yaptığım tenis ve basket sporlarına, sabah yürüyüşlerine  borçlu olduğumu düşünüyorum.

Annem bol bol yemek yiyiyor olmama rağmen hala kilo alamayışımı bir hastalık nedenine bağladığı için beni zorla doktora götürdü :) Ama şükür ki hiçbir sağlık sorunum olmadığı gibi, oldukça sağlıklı çıktım.Yine de doktorum bana kalsiyum sandoz olarak bilinen, çocukluğumda çok sevdiğim vitaminden verdi.Hani şu suya atıyorsunuz "fıışş" sesiyle eriyor, fanta tadına benzer güzel bir tadı var.Bütün çocuklar içmiştir heralde.Ben çok seviyorum.Ama kalsiyum sandoz'un aşırı alımı böbreklerde taş yapıyormuş.Eczanelerde reçetesiz 3,5 TL gibi bir fiyata satılıyor.

Kış aylarında grip olanlar için güzel bir vitamin takviyesidir.Özellikle çalışanlar için çantalarında bulunması gereken bir toz vitamin.
Küçükken Sandoz'u gazoz sanarak içerdim, ama şimdiki sandozların suda erirken verdikleri "fışş" sesi çok olmuyor.Arada sırada içmeli..

Neşe Tuana

Mazhar Alanson'un Twitterdaki İğrenç Esprisi


Twitterda takip ettiğim birkaç ünlü var.Onları da arayıp bulmadım da yakın arkadaşım olan ünlü birisinin twitter sayfasında görünce sevdiğim sanatçıları da izlemeye aldım.Mazhar Alansoyda bunlardan birisiydi.

Birkaç gündür siirtte yaşanan olayların medyada yoğun olarak gündeme getirildiğini görüyoruz.Aslında olayın meydana geliş tarihi 1,5 yıl öncesine dayanıyor.Ancak her zaman olduğu gibi birşeylerin üzeri kapatılmaya çalışmak istendiğinde halkın can evinden vuracak "tecavüz, bölücülük, çocuk kaçırma" olayları gündeme getiriliyor.Bu olay 1,5 yıl önce yaşanıyor ve bütün polis merkezlerinde, adliyelerde muhabirleri olan medyanın yeni haberi oluyor.Gazeteler manşetten olayı duyuruyor. Haber bültenleri canlı yayında siirtten haber yapıyor.Aslında asıl amaç dikkatleri başka yöne çekmek.Çocuklara uygulanan cinsel istismar sadece siirt ilinde mi var?..

Mazhar Alansoyda duyarlı sanatçı kişiliğini (!) ortaya koyarak, birkaç gündür twitter sayfasında siirtteki olaylar ile ilgili akla sığmayan şakalar ve benzetme yazılar yazmaya başladı.Örnek;



.
Belki bu yazılarının mantıklı bir açıklaması vardır diye düşünmek istiyoruz.




Neşe Tuana

26 Nisan 2010 Pazartesi

Yaşamaya Dair


Başkalarının istediği gibi yaşamayacaksın, koşacaksın kırlarda, salıncağa bineceksin..Başkaları ne der düşüncesi ile koşarken durmayacaksın..

Okulu bitirdikten sonra meslek sahibi de olunca yada erkekler askerden dönünce aileler genelde evlenme baskısı yapmaya başlarlar.Çoğunlukla kızlar erken evlenir.Çünkü belirli bir yaşa geldikten sonra çevrede " evde kaldı" diye laf yayılır.Ki öyle olmaz, aslında evde kalmak ister.

Evleneni de pişmandır evlenmeyeni de.Bekarlık sultanlık gibime geliyor.Hatta padişahlık... Herşeyin tek söz sahibi sizsiniz.Sırtınızda sorumluluk yükü olmaz.İsteğiniz gibi gezersiniz.Ama evlenince durum farklılaşır.Zamanında evinize gitmek zorundasınız, sorumluluklarınız artar.Arkadaş çevreniz mecburen değişir.Evde sizi bekleyen biri vardır.Bayansanız yemek yapma derdiniz olur, bir de çocuklarınız varsa bütün gün onları düşünürsünüz.Sadece bugünlerini düşünmek yeterli olmaz, geleceğini de düşünmelisiniz.Çünkü hayatta yer edinmek, varolmak hiç kolay değil.Maddi ve manevi açıdan geleceklerini kurmak zorundasınız."Saldım çayıra mevlam kayıra" yaparsanız o başka..

Aslında konu bu değil.Toplum olarak başkalarının yönlendirmesi ile yaşıyoruz.Evlenmeden önce; "niye evlenmiyorsun?" Evlendikten sonra; " ne zaman çocuk yapacaksınız?" soruları ile boğuyorlar insanları.Bu Psikolojik bir baskıdır.

Ataerkil birtoplum olduğumuz için erkeklerin kız arkadaşı olduğunda sırtı sıvazlanır ama bir kız normal bir erkek arkadaşı ile görünse bile kıyamet kopar.Öğrencilerimden çok görüyorum.Okul arkadaşına yolda selam verse, babasından dayak yiyen kız çocukları var güzel ülkemde.Bir yandan bazı kesimler aşırı rahatlık isterken, diğer yandan da fazla baskı altında yaşayan kızlarımız var.Bir orta yolu olmalı..

Bırakın da -abartmadan- herkes istediği gibi yaşasın..

Başkalarının hayatına karışmaktan vazgeçin.Birşeyleri eleştirirken önce bir dönüp kendime bakıyorum, "çok mu mükemmelim? başkasında eleştirdiklerimi yapmıyormuyum?" bunu düşünüyorum, biraz empati biraz bunlarla hayat daha yaşanılabilir ve anlaşılabilir hale geliyor..

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.


Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.



Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Nazım Hikmet RAN


Neşe Tuana

Ahmet Kayaya Çatal Atanlar

                               

"Merhaba dostlar ben bu ödülü halkıma armağan ediyorum.Bir de açıklamam var.Unutmamak lazım ki annem; türklerle kürtler ayrılmaz bir bütündür, derdi.Kürtçe bir müzik söyleyeceğim ve bunu klip yapacağım  onu yayınlayacak yürekli bir kanal, delikanlı bir kanal elbetteki vardır.

Kurtuluş savaşını Türk, Kürt, Ermeni beraber geçtik.Türkiye Cumhuriyetini beraber kurduk, benim bu söylediğimi hükümetlerde söyleyecek, bu ülkede kürtçe konuşulacak,kürtçe şarkılar söylenecek, kürtçe televizyonlar kurulacak.."

Dedi ve kendisine fırlatılan çatal bıçakların altında kaldı.

Tarih 10 şubat 1999..

Ahmet Kaya'nın "Kürtçe bir klip çekeceğim" dediği için 10. Yıl Marşı eşliğinde çatal-bıçak yağmuruna tutulduğu "o gece"de bulunan ünlüleri hatırlıyor musunuz? Üstelik o ünlüler arasında şimdilerde Kürtçe şarkılar, türküler söyleyenler de var...(!)


Serdar Ortaç, Ebru Gündeş, Şenay Düdek, Ercan Saatçi, Ayna Grubu, İbrahim Tatlıses, Mahsun kırmızıgül, Ajda Pekkan, Kadir inanır, Edip Akbayram, Mustafa Topaloğlu, Özcan Deniz gibi  pek çok ünlü kürtçe şarkı sözünü duyunca çatal, bıçak ellerine ne geçirdilerse, Kaya'ya fırlatmaya başladılar.Şenay Düdek hızını alamayarak sahneye yaklaşıp elindeki bıcağı fırlatarak " sünnetsiz " diye ahmet kayaya bağırarak, kalabalığı kışkırttı.Linç girişimi başlayınca, Oyuncu Mehmet Aslantuğ, Kaya ve eşini korumaya çalıştı ama öfkelerine yenik düşen  kalabalığın fırlattıklarından nasibini aldı.

O tarihten sonra Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü, çok sevdiği topraklarından ayrıldı ve son nefesini de yabancı bir ülkede verdi.

Oysaki Kaya, her konuşmasında Ülkesini ne kadar sevdiğinden  bahsederdi.

İşin ilginç yanı, kendisini bölücülük ile suçlayan, çatal bıçak fırlatan ünlülerden Serdar Ortaç aynı yıl asker kaçağı olduğu için  yargılanıyordu.Asker kaçağı bir adamın, -sözde- "milliyetçiyim" imajı vermek için, böyle bir davranış sergilemesi ayrı bir düşündürücü nokta.Vatanını seven insan askerlikten kaçar mı?Bedelli askerlik yapar mı?

Kayayı eleştiren, o gece linç edenler listesindeki bütün ünlüler, bugün kürtçe şarkı söylemeye başladı.Kaya'nın ölmeden önce belirttiği gibi devlet kürtçe yayın yapan, özel bir kanal açtı...


Tüm bunlara bakıldığı zaman, Ahmet Kayanın bir hiç uğruna ülkesinden sürgün edildiğini görüyoruz.Adalet tarihlere göre farklılık gösterir mi?O gün "kürtçe şarkı" lafına tahammül edemeyenler, bugün neden kürtçe şarkı söylemeye başladılar?

Ahmet Kaya " kürtçe şarkı" söyleyeceğim dediği için, bölücülük yaptı ise, bugün kürtçe şarkı söyleyenlerin hepsi suç işliyor.En başta devlet, kürtçe bir kanal açtığı için suç işliyor olurdu..Adaletin tarihlere göre farklılık gösterdiği güzel ülkemde, Ahmet Kaya yokedilen ve gelecek nesile kötü lanse ettirilen sanatçılardan sadece biri.

Olmasaydı sonumuz böyle...

                  

Keşke Olmasaydı Ahmet Kaya, Ahmet Kaya Magazin Gazetecileri Derneği Gecesi Konuşması, Ahmet Kaya Magazin Gazetecileri Derneği Video


Neşe Tuana

Gezilecek Yerler

Bu haftaki pazar gezisi duraklarımız ;

Manavgat Küçük Şelalesinde Közde alabalık, öğle yemeği ve çevre köyler gezisi,


Manavgat şelalesinin yanından geçen ve kuzeye Oymapınar Barajları'na giden yolu izlemeye devam ettiğinizde barajın hemen girişine yakın bir noktada görülen su kemeri muhtemelen Roma döneminde, Side'ye Manavgat çayından su taşımak için kullanılmış.


Antalya'da, Manavgat Nehri üzerinde, elektrik enerjisi üretimi amacı ile 1977-1984 yılları arasında inşa edilmiş Oymapınar Barajı;








Oymapınar barajından sonra devam eden yolda kurulmuş olan ağaç evlerden oluşan oymapınar tatil köyü evleri;



Tatil köyünde doğal bir hava var.Ve teknolojinin nimetlerinden faydalanarak otantik doğal bir kurgu ile hazırlanmış bir çamur banyosu.Yabancı turistlerin çok ilgisini çeken çamur banyosunun cilde iyi geldiği rivayet ediliyor.Her ne kadar çamura girmeyi tercih etmesem de eğlenceli olur gibime geliyor. :)







Tatil köyünde küçük bir alan yaban hayvanlarına ayrılmış.Adeta küçük bir hayvanat bahçesi görünümünde olan bu bahçede dağdan ve ormandan yakalanan hayvanlar besleniyor.Resimdeki yaşlı bir kurt.İlk gördüğümde iri bir köpek sanmıştım.Hatta kendimi biraz aşıp kendisine elimi uzattım.Yurtdışından Dağdan yakalanıp getirilmesine rağmen Saldırgan değildi.Çok sevdim, ama uzun süre gözlerine baktığınızda ürkütücü görünüyor.


Bu da tatil köyüne yapılmış havuz..Herşeyin doğal olmasına dikkat edildiği gibi havuzu da doğal görüntüye uyum sağlayarak taştan yapmayı tercih etmişler.Tatil köyü sahipleri çok güleryüzlü insanlar, bizi çok sıcak karşıladılar gezdirdiler.Teşekkür ederiz :)Kuş, börtü böcek sesleri , bütün günü balık tutarak geçirebileceğiniz arabanızla 10 dakikada side sahiline inebileceğiniz bir tatil yapmak isterseniz işte burası tam size göre bir yerdir.Ohh mis gibi sessiz sedasız bir yer.İnsanın kendisi ve ailesi ile başbaşa kalmak için seçebileceği en güzel mekan..

Burası da Antalyanın Manavgat İlçesine yaklaşık 24 km uzaklıkta olan Tarihi Seleuka kenti.Görüldüğü gibi turistlerin yoğun ilgisine rağmen, antik kent koyunların keçilerin otlama alanı halina gelmiş.Koruma altına alınmamış bir tarihi eser..



1. numarada gösterdiğim yer tarihi antik kentin girişi koyunlarda hemen altında otlanıyor.




Birazcıkta rehberlik yönümü konuşturalım;

23 km. kuzeydoğusunda Sinler Köyü yakınlarındaki Seleuka antik kenti, Selevkoslar tarafından kurulmuştur. Antik kentin özellikle çam ormanlarının süslediği çok güzel bir doğa görünümü vardır. Bir tepe üzerine oturtulmuş olan kent tüm ovayı ve denizi gözler önüne serer. Kentin gelişmişliğinin göstergesi olarak iki katlı agorası, bazilikası, sarnıç ve kanalizasyon sistemi sayılabilir. Kent kazıları sırasında çıkarılan mozaikler bugün Antalya Müzesi’nde sergilenmektir.



Tarihi eserlerini çok korumayı bilen gezici halkımızda yüzyıllık bir taşın üzerine yazı yazmayı layık görmüş.Yazık..

Su Kaynağımız


Ali AYDIN ,Konya-beyşehirli.1970 den beri Antalyada yaşıyor. Yani bizim Ali dedemiz..Yaşı 72.Yazıyı okumaya başlamadan önce maşallah demenizi rica ediyorum.

Ali dede 72 yıllık ömrü boyunca hep insanlara faydalı birşeyler yapmaya çalışmış.Buraya kendisini konu etmeme sebep olan ilginç ve bilimsel bir hikayesi var.Ali dedenin işi su bulmak.Dağı, taşı kazıp su kaynaklarını buluyor..

Birkaç gündür eve giderken geçtiğim yolda görüyordum onu.Sabah ben okula giderken oraya ektiği çiçeklerin sebzelerin başında oluyor, okul çıkışında onu yine orada görüyordum.Birkaç gün böyle gördükten sonra bayağı merak ettim.Dün pazar yürüyüşüne çıktığımızda Ali dedeyi yine ektiği sebzelerin başında gördük.Önce biraz çekindik ama sonra yanına gidip sohbet etmeye başladık.Ali dede  karşı binada oturan bir komşumuzmuş.Gençlik zamanlarında da dağı taşı kazar kaynak sularını bulurmuş.Buraya taşındıklarında da dağın altında su olduğunu düşünmüş ve yaklaşık 8 metre dağ çıkıntısını kazmış, kaynak suyunu bulmuş.Daha sonra sağlık bakanlığına başvurarak suyun doğal kaynak suyu olduğunu belgelerle tescil ettirmiş.
Yaptığı çalışmaları, komşularının bedenen desteği ile kendi imkanını kullanan Ali dede çeşme'nin inşaatınıda kendisi yapmış.

Lüks bir çeşme olmasa da ali dedenin bulduğu su çok tatlı bir kaynak suyu.Bu Çevrede bulunan kimse suya para vermiyor.Su kaynağı ,Ali dedenin hayratı olarak kayıtlara geçirilmiş.

 

Ali dedeye " dede nerden burda su olduğunu bildin de kazmaya başladın?" dedim." Benim işim bu kuzum" dedi.Maşallah ya, medya gelsinde asıl yetenek neymiş görsün :)

Ali dede çeşmeyi  kendi maddi imkanları elemeği ile yaptığı için pek lüks olamamış.Çeşme çukurda kalmış.Elimle gösterdiğim yerdeki tabelada sağlık bakanlığının suyun kaynak suyu olduğuna dair raporu var.

Ama belediyenin veya DSi nin  "sen suyu buldun çeşmeyide biz yaptıralım" dememiş olması beni hayrete düşürdü.Belki haberleri olmamıştır, belki de birisinin hatırlatması gerek diye düşündüm.Belediyeye buradan seslenelim, böyle güzel bir su kaynağına güzel bir çeşme yaptırmak gerek.Çeşme çukurda olmasa daha çok görülür ve ilçemize gelen turistlerinde ilgisini çeker.

Su sıkıntısının yaşandığı günümüzde böyle kaynakları iyi değerlendirmek gerek değil mi?

Ali dede dağı, taşı yaklaşık 33 gün kazdıktan sonra 23.03.2009 tarihinde kaynağı bulmuş :)Su satıcılarının işine gelmese de çeşme, mahallemiz için hayırlı oldu.Suya para vermek çok dokunuyordu kanıma :D Allahın insanlara verdiği suyu sahiplenip para ile satanlar varya, düşmanım onlara :P Bir daha da hazır su satın almam :)

Ne diyelim; ülkemizde Ali dede gibi ruhu genç insanların artmasını temenni ediyorum..



Neşe Tuana

24 Nisan 2010 Cumartesi

Üstümüze Tozlarını Silkeleme Komşu


Haftalardan beri taşınma durumuydu, eşyaları yerleştirmekti derken, yoğunluktan, gıdalardanda mahrum kalmıştık :) Bugün annem süpriz olarak bize lahmacun yapmış gelmiş,  çok sevindik.Balkona masayı güzelce hazırladık.Salatamızı masaya koyduk ve yemeye başladık.Lokmayı ağzıma attıktan 2 dakika sonra yukarıdan üstümüze toz yağmuru yağdığını gördük.Kafamı balkondan uzatıp "-sirkelemeyin" dedim.Ne oluyor diye de şaşırdım.Üstümüzün üstünde oturanlar, balkondan halılarını çırpıyorlardı.Yemeğimizin üstüne tozlar döküldü ve lahmacunların bir kısmını çöpe atmak zorunda kaldık. :( Nimet mundar oldu.

Halbuki apartmanın giriş katında kocaman harflerle " Balkonlardan birşey sirkelemeyin,yasaktır" diye yazıyor.Çünkü 12 katlı bir apartman, tek balkonu var ve herkes yıkanmış çamaşırını balkona asıyor, yemeğini balkonda yiyiyor.Temiz çamaşırlarını asmış olan alt komşumuzun çamaşırları da toza bulanmış oldu.Bizimkiler hoşgörülü olsa da aynı şeyin bir daha tekrarlanmaması için babam kendilerini uyardı.Meğersem üniversitede öğrencilermiş.Annem ve Babam "-bilmemişlerdir" diye hoşgörülü ile düşünseler de ben üniversite okuyan gençlerin " böyle kalabalık bir apartmanda yapılmaması gerekenleri daha iyi bilmelerini gerektiğini" düşünüyorum.


En azından balkon içerisine silkelenebilir.Milletin üzerine silkelemek çok yanlış bir davranış..

Olan bizim lahmacunlara ve salataya oldu :(

Hoşgeldin silkelemesi oldu bu..

Balkonlardan birşey sirkeleyenleri anlayamıyorum, ayıptır sorması; evinizde elektrik süpürgesi diye birşey yok mu?

Bu arada balkonundan üzerinize halı silkeleyenlerin o görüntüsünü fotoğraf çekerek yada kameraya alarak,şikayet ederseniz zabıta  ceza kesiyormuş :D Kimse onunla uğraşamaz ama bu bilgi, aklınızın bir köşesinde bulunsun :)

Yukarıdaki resimdeki gibi bir model buldum.Sanırım balkonu kapatsak, daha sağlıklı olacak..Hem katlanabilir pencereleri sayesinde yazın kolayca açılabilir.Silkeleme durumlarına karşıda balkonumuz kirlenmez.Demokraside çareler tükenmez. :)

Neşe Tuana

Facebook


Bu sabah pekde çok kullanmadığım, Facebook hesabımı açarak bir kontrol edeyim dedim.Listemde 523 kişi vardı.Yavaş yavaş listemdekileri kontrol etmeye başladım, yeni arkadaşlık talepleri gönderenleri inceledim...Listemde ekli olan yaklaşık 200 kişi yolda görsem selam verip geçtiğim insanlardı.Eklediklerinde ayıp olmasın diye birçoğunu eklemiştim.Diğer kalan kısım akrabalar, üniversiteden hiç konuşmadığım sadece yüzünü gördüğüm arkadaşlarım, farklı illerden okuduğum ilkokuldan olan arkadaşlarımdı..Teker teker çok konuşmadıklarımı silmeye başladım.Onu da sileyim bunu da sileyim derken baktım listem 222 kişi oldu.Arkadaş listemde sadece yakın arkadaşlarım, iyi tanıdığım, yada sürekli konuştuğum insanlar kaldı.

Bir kısım akrabaları da silmek istedim ama bir ara ben kuzenimi sildiğim için bütün aileye bunu yaymıştı.Ondan turstım ve silmekten vazgeçtim :D Buradan okurlarsa kendilerine arz ederim.

1 saat sonra tekrar Facebook hesabıma giriş yaptığımda, sildiğim kişilerin " beni neden sildin?" mesajını gördüm.100 kişiye ayrı ayrı " beni neden sildin " e cevap veremeyeceğimden sessiz kaldım.O kadar zaman hiç konuşmamışım, silince " neden sildin?" diyene ne denir ki..

Baktım tekrardan ekliyorlar.En iyisi beklemede kalsın, dedim." Yolda görsem selam vermem, Facebookta eklerim" diyorlar resmen...Acaba arkadaş sayısı fazla olunca ne oluyor?Para mı veriyorlarda ben bilmiyorum? :P

Bir de hiç tanımadığınız halde sizi ekleyip "nasılsın?" diyen insanlar var.Ne zaman yüzümü gösteren bir resmimi facebook profilime eklesem, ardından " aa sizi birine benzettim ilkokulu nerde okudunuz?"  diye bir mesaj geliyor.Acayip bir hafızam vardır.O kadar il değiştirmiş olmamıza rağmen, 1. sınıfta beraber okuduğumuz sınıf arkadaşlarımı bile hala hatırlarım.Birçoğuyla facebook ve okul forumları sayesinde birbirimizi bulduk..Yani "sizi birine benzettim" sözü çok basit oluyor.Cevapta vermiyorum.

Ama birşey keşfettim.Facebooktaki gereksiz ilişki durumu alanını "evli" yapınca tanımadığınız biri ilk cevap verdiğiniz mesajdan sonra, ilişki durumunu " evli"  görünce " pardon, siz değilsiniz, karıştırdım.Rahatsız ettim, evlisiniz" diyor.Evli olmasam rahatsız mı edecektin?
....

1. sınıfta saçımı çektiği için ,pantolonuna ve saçına sakız yapıştırdığım, bu yüzden saçını kel yapmak zorunda kalan arkadaşım beni bulduğunda, onu bile hatırladım.Arada bunu hatırlatıyor, gülüyoruz kendimize..16 yıl geçmiş aradan, yıllar sonra çocukken gördüğün insanların değişmesi insana garip geliyor..


Facebook'u seviyorum.Her ne kadar amacı dışında kullananlar olsa da, uzakta olan arkadaşlarımın fotoğraflarını görerek özlem gidermemi sağlıyor.Kaybettiğim birçok arkadaşımı da oradan buldum.Yani insanları birbirine kavurturduğu için iyi birşey..


Neşe Tuana

23 Nisan 2010 Cuma

Merhaba Benim Adım Buse


Merhaba, benim adım Buse.
T.Neşe öğretmenim bugün blogunu bana emanet etti.Özel  .............Koleji 3-E sınıfı öğrencisiyim.En sevdiğim dersler Türkçe ve İngilizce.

Benim yeni bir kardeşim oldu, geceleri annemi ve babamı hiç uyutmuyor.Hep ağlıyor.Ama ben onu çok seviyorum.Onun adı da Berk.Benim gözlerim yeşil, anneme benziyormuşum.Babam bana hep " annesinin güzelliğini almış benim prensesim" diyor.Kardeşim berk babama benziyormuş.Kardeşim çok güzel kokuyor biliyormusunuz?Süt kokusu var onda.Çok seviyorum kardeşimi.anneme ve babama onu dünyaya getirdikleri için çok teşekkür ediyorum.Kardeşim yokken canım çok sıkılırdı şimdi ona bakarak zaman geçiriyoruz.Babam;"- Berk büyüyünce ona da senin bisikletinden alırız, beraber gezersiniz Prensesim " dedi.Ben çok sevindim.Kardeşim büyüyünce kokusu değişir mi?Ben değişmesini istemiyorum.Böyle süt koksun hep.

Biliyormusunuz kardeşimi ziyarete gelince öpmelerine çok kızıyorum.Çünkü annemle kardeşimi doktora götürdüğümüzde "insanlar öpmesine izin vermeyin hassas şimdi" demişti.Bunu duyduktan sonra kimsenin kardeşimi öpmesine izin vermiyorum.Biraz büyüsün öyle öpün diyorum.

Bugün babamda tatildeydi.Bize süpriz yapmış yaşpasta almıştı.Kardeşim pastayı yiyemedi ama annem yedi.Annem yiyince kardeşimde yemiş gibi olurmuş, annemin sütü ile yemiş oluyormuş.

Benim adımı annem ve babam koymuş.Öğretmenim buse'nin farsçada "öpmek" anlamına geldiğini söyledi.Babam " güzel kızlara buse denir" der hep.

Bizim sınıfta en yakın arkadaşım ilayda.İlayda çok güzel keman çalıyor.Annesini ve babasını küçükken kaybetmiş.O da berk gibi benim kardeşim.Annem ve babam onu çok seviyorlar.İlayda sınıfımızın en başarılı öğrencisi.Uzun sarı saçları var.

Diğer arkadaşlarımda çok iyi.Birbirimizi hiç üzmeyiz.Öğretmenlerimizi çok severiz.Sınıfın en yaramazı aslında benim.Ama öğretmenlerimi üzmüyorum.

23 nisanda bütün çocuklarının yüzlerinin gülmesini istiyorum.Öğretmenlerimin ve bizi yetiştiren ailelerimizin ellerinden öpüyorum.

Bu yazıyı ben  yazdım annem düzenledi çünkü ben imla hatası yapabilirim.Büyüyünce doktor olup hastaları iyleştirmek, insanların hayatını kurtarmak istiyorum.Bir de bizim sınıfımızda engelli bir arkadaşımız var adı Alper.O da büyüyünce avukat olmak istiyor. Alper okul birincimiz.23 nisanda başka okullara gittiğimizde, okullarda asansör ve tekerlekli sandalye girişi olmadığı için öğretmenlerimiz onu kucağında taşıdı.Bütün okullarda engelliler için özel şartlar olmasını istiyoruz.Devlet dairelerinde de engelliler için çok eksikler var.Devlet büyüklerimizin bunları düzeltmesini istiyoruz.

Okumayan kız kardeşlerimizin okutulmasını istiyoruz.
Babam bana bugün kocaman bir bebek hediye etti.Sonra da tema vakfına fide ekimi için bağış yaptık.Keşke babam bana bebek alacağına onun parasını da temaya bağışlasaydı.Bizim evimize yakın yerlerde hiç ağaç yok.Heryerde apartmanlar var.Ben çok üzülüyorum.Arkadaşlarımızla bisiklet sürebileceğimiz bir yer yok.

Sınıfımızın en sessizi arka sıramda oturan arkadaşım Hilal.Hiç konuşmaz.Çok uslu bir kız.Hemde sınıf başkanımız.Onu da çok seviyorum.

Diğer arkadaşlarım meriç, suna, lale, feray, melek, mehmet, melike de çok iyi arkadaşlardır.
Ben hergün günlük tutuyorum.Günlüğüme hergün okulda yaptıklarımı yazıyorum.Bazende kardeşim berk' e bunları anlatıyorum.Berk, diğer bebekler gibi " ınga" diye bağırıyor hep.O ağlayınca çok üzülüyorum.

Buraya yazmama izin verdiği için öğretmenime ve yazmam için yardım eden Anneme çok teşekkür ederim.

Bayramımız kutlu olsun.

Buse

Bugün 23 Nisan, Bugün Bu Blog Çocuklarındır..

Tohum Otizm Vakfının, 23 Nisan sebebiyle düzenlemiş olduğu etkinlik, bloglarımızı çocuklarımıza ayırmamıza vesile oldu.

Bana da adaşım Sevgili Tuana'nın şiirini ve güzel fotoğraflarını, memnuniyetle yayınlamak düştü. :)

Bir gün değil hergün çocuklarımızındır..




Merhaba ben Tuana,
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.
Sizinle kendi yazdığım şiirimi paylaşıyorum

İSTANBUL

Burası benim şehrim,
Gözüm gibi bilirim.
Herşey benden sorulur,
Ben de mutlaka yardım ederim.

22 Nisan 2010 Perşembe

'Dershanede Aşk'a Ceza Var


Ankara’da faaliyet gösteren Pİ dershanesi, “öğrenciler arasında filizlenen aşkı” affetmeyerek, kayıt silmeye varan bir uygulama yaptı. Öğrenci kayıt belgesinde de “Dershane içerisindeki kız-erkek arkadaşlık ilişkisini duygusal boyuta taşıyan öğrencilerin sorgusuz-sualsiz dershane ile ilişiği kesilir” ifadesine yer verildiği ortaya çıktı.


Pİ Dershaneleri’nin Genel Müdürü Tülay Sorgunlu, “duygusal ilişki” dolayısıyla 28 öğrencinin kaydının silindiğini belirterek, “Burası eğitimde bilgi artırma yeridir. Pastane veya kafe değil” dedi. Öğrenci kayıt belgesinde “duygusal ilişkiyle” ilgili şu ifadelere yer verildi: “Dershanemiz öğrencileri, kılık, tavır ve davranışları ile öğrenciye yakışır şekilde hareket etmek ve Ortaöğretim Kurumları Disiplin Yönetmeliği hükümlerine uymak zorundadır. İlişkiyi duygusal boyuta taşıyan öğrencilerin sorgusuz-sualsiz ilişiği kesilir.”

Ankara’da 6 şubesi olan dershane, 2009-2010 eğitim döneminde bu gerekçeyle 28 öğrencinin kaydını sildi. Bu nedenle velilerden olumsuz tepki almadıklarını söyleyen Sorgunlu, şöyle konuştu:

“Aileler, çocuklarını onlara en iyi eğitimi vereceğimize güvenerek bize emanet ediyor. Bunu sene başında velilerle konuşuyoruz. Tepki göstermedikleri gibi teşekkür ediyorlar. Para alıyoruz diye bu güven duygusunu istismar etmek vicdansızlık olur. 2009-2010 eğitim dönemi sırasında 28 öğrencimizin kaydını sildik. Hatta kaydı silinen birçok öğrencimizin ailesi gelerek bizi kutladı.”

Dershaneye giden öğrencilere duyurulur "sakın aşık olmayın, yoksa dershaneden aşık oldu diye atılan öğrenci olarak tarihe geçirirler sizi.

Yok, bu aşk çok utanç verici birşey heralde.Uyuşturucu kullanmışsınız, adam öldürmüşsünüz gibi dershaneden atıyorlar.Velilerini çağırıp " ya aşık olmaktan vazgeçsinler yada atarız " diyorlar.Duygularını mı aldırsınlar ne yapsınlar???Dershaneden atılan ve haberlere konu olan öğrencilerin psikolojik bunalıma gireceğini düşünen yok.



Farklı sitelerden konu ile ilgili yapılan yorumlardan en anlamlı olanlarını topladım, okuyalım düşünelim..

hay allah bildiği gibi yapsın sizi, aşk en doğal şeydir, aşk insandan gelen şeydir, bizi hayvandan ayıran şey aşktır be. Orada bilgi veriyorsunuz be, sözde bilim yuvasısınız. Sözde bilimin ışığında modernsiniz. Hay sizin bilim anlayışınıza...


kızlar ve erkeklerin ayrı sınıflarda daha başarılı olduğunu kabul ediyorsun ve islamcılar bu ayrımı sadece dershanelerde de yapmıyorlar. toplumun her alanında kadını erkeklerden soyutlamaya çalışıyorlar. madem erkek erkeğe ve kadın kadına takılmaktan hoşlanıyorsunuz, neden eşcinselliğe bu kadar karşı çıkıyorsunuz???


biz aşık değiliz sadece yatıyoruz... deseler acaba dershane yetkilileri ne yapar. sonuçta gönül ilişkileri yasaktı kontrata göre.


iş zaten yamuk, eğitim okulları varken ekstradan neden dershaneler var, herhalde okullarda yetersiz eğitim veriliyor. gelelim dershanede gönül işlerine. kızlar zaten niye gidiyor eve kapanıp üç çocuk doğursun. böylece problem kalmaz, zaten istenen bu.





bence müdüre hanım bir pisikoloğa ihtiycı var,çünkü birinci olsa bile aşık olduğunu sezersem okuldan atarım diyor,müdüre hanım aşk,sevgi olmadan insan olunmaz, AMA MÜDÜRE olunur,senının gibi,ben o okulun öğrencilerının yerinde olsam hepimiz aşık olduk diye,aşkın ve sevginin tadını almamaış müdüre hanıma yazılı olarak verırdim.

 
Zaten insanlarin universiteye girebilmesi icin dersane gereken bir sistem sakatken bir de bunun parcasi olanlarin curuk zihniyetlerine bakin. Cinsel dusunceler zaten yasakti, duygular da yasaklandi

benim merak ettiğimaşık olan öğrenciyi olmayandan nasıl ayırt ettikleri?varsayalım kız ya da oğlan melankolik bir kişiliğe sahip,var sayalım platonik,var sayalım içe kapanık,vs vs...Nasıl anlıyorlar ilişkileri olduğuna dair ne tür kanıtlara ihtiyaç duyuyorlar?böylesine kaydı silinmiş birileri varsa onlara sormak gerekir bence yönetim,tirübünlere oynuyor yani velilere mesaj gönderiyor aslı olduğuna inanmıyorum feyk yani,seneye ön kayıt çabası gibi duruyor?vay benim popüler kültür timsali ülkem dersanelerde gündeme böyle gelsin?ne demekse?


 
Bu haberin içeriğindeki "netlerinin düşmesinden anlayabiliyoruz" tanımlaması bile öğrencilere hangi gözle bakıldığının en iyi izahı olmuş zaten. Bu şekilde profesör yetiştirsen ne yazar ki? Mühim olan insanlığından kaybetmeden, bilgilenmek. Sadece cevapları ezberlemek değil.


vay be dersaneler bile ahlak bekcisi kesilmis sana ne onlarin duygusal yasamindan senin görevin o ögrencileri egitmek sinavlara hazirlamak kisinin özel yasamina karisma hakkini kendinde nasil buluyorsun bu hakki sana kim verdi sayin genel müdür.

hiç mi ortaokul, lise sıralarında aşık olmamış bu dersanenin yöneticileri. ya da olmuş da reddedilmiş, ondan mı acaba bu hazımsızlık. bir de "İlişkiyi duygusal boyuta taşıyan öğrencilerin sorgusuz-sualsiz ilişiği kesilir" lafı nereden tutsa elde kalıyor. yani bir ilişkileri var ama duygusal boyuta taşımamaları gerek. cinsel boyutta kalsa yeter mi :)



ben her şeyi anladım da müdürün"okuduğu günlerin parasını alıp, geri kalanı iade ediyoruz" cümlesine takıldım. biz de öğrenci çok, demeye getiriyorlar. eyvallah müdürüm. ama yazıklar olsun öğrencileri dersanelere, öss'ye, iki kuruşluk adamlara muhtaç eden bu sisteme... ilişiği kesilen arakadaşa da diyorum ki git ve aşkını yaşa... belki yerli, belki yersiz, belki haklı, belki haksız, belki kötü, belki iyi ama ne olursa olsun senin hayatın. ve kendi hayatına sonuna kadar sahip çık. hiçbir şey öğrenemezsen bile sonunda en azından kendi hayatına sahip çıkıp, başkalarının hayatına saygı duymayı öğrenirsin. ve her halde emin ol seni o dersaneden gönderen müdürden bin kat daha iyi bir insan olursun. eminim o müdür hayatında hiç aşık olmamıştır

böyle ceza olmaz.bu en başta insanın doğasına aykırı bir cezadır.insanların iç duygularına karışmaktır.bunun ölçüsünü neye göre alıyorlar.eğer kişi hem aşıksa hem de dersleri düşmüşse bu durumda mı atıyorlar dershaneden yoksa kişinin sadece aşık olması yeterli mi?böyle bir şeyi kabul edebilir miyiz?bu uygulamanın doğru olduğunun dayanağını da kayıt belgesindeki bir maddeye dayandırmışlar.sen oraya ne maddesini koyarsan koy bu hukuka aykırı olduktan sonra o maddenin hiçbir şekilde geçerliliği olmayacaktır.merak ediyorum bu cezayı hangi eğitim bilimine dayanarak yapıyorlar.yoksa kendi kafalarından uydurdukları bir uygulamadan mı ibaret.en çok dikkat edilmesi gereken eğitim kurumlarında eğitim en iyi ve verimli şekilde nasıl verileceği iken böyle uygulamalarla en baştan işlerini savsaklamakatadırlar,işin kolayına kaçmaktadırlar.ve de verilecek en büyük cezayı yani eğitim kurumundan uzaklaştırma cezasını vermektedirler.yasalarda cezaların orantısallığı vardır.yani ne kadar kusurluysan o kadar ceza alırsın. kayıt belgesine yazılan madde bu ilkeye ne kadar uymaktadır,sorarım size...

NOT:Bu konunun skeç olarak yazılması için, BKM MUTFAK EKİBİNE bildirilmiştir..Konu ile ilgili yorumlarınızı lütfen belirtiniz.


Neşe Tuana

Öğrencilerin Çantasını Karıştıran Öğretmene Cevap


Cuma günleri gönüllü olarak bir devlet okulunda görev yaptığımdan bahsetmiştim..Okul yöneticileri sürekli öğrencilerin çantalarını didikleme çabasında..Sürekli aramalar yapılıyor.Saçlarını örmeden okula gelen uzun saçlı kız öğrenciler bir kenara ayrılıp saçlarını birdaha örmeden okula gelirlerse... diye korkutuluyor.Buna dahil olmak istemediğim ve sadece haftada 1 gün gelip gittiğim için ses çıkarmak istemesem de duramıyorum, şu çenemi tutamıyorum :D

Bugün her zamanki çanta aramaları gerçekleşmiş ve bir kız öğrencinin çantasından diğer bir kız arkadaşının yazdığı aşk şiiri çıkıvermiş.Sıra arkadaşının yazdığı şiiri beğenen pıtıcığım çantasına atıvermiş.Nerden bilsin başına geleceği..

Öğretmen şiiri görünce büyük bir sevinçle " hemen kağıdın üstüne adını yaz" diyerek öğrenciye karşı bir zafer kazandığını düşünüyor.İşte tam da aradığı şey, saatlerdir tüm sınıflarda aşk şiirlerinden başka birşey toplayamamış.Zaten köy okulu, okula bıçak, tabanca getiren yok.Sigara içen yok.Öğrenci sayısı parmakla sayılacak kadar az..Bir şekilde otoriteritesini koruması gerekiyor.

Çantasından olurda aşk şiiri çıkan öğrenci kız ise, hüngür hüngür ağlayarak ;- öğretmenim, onu ayşe yazdı (ayşe yanında oturan arkadaşı) diye boncuk boncuk gözyaşı döküyor, hıçkırıyor.

Şiirin üzerine öğrencinin adı yazılıyor ki ailesi ile görüşülüp durum bildirilsin.

Çantasında bir kıza yazdığı mektup bulunan afacan öğrencimin babası, okula çağırılıp, oğlu şikayet edilince ; " Size ne benim oğlumdan, tabi kıza mektup yazacak.Siz bir erkeğe mektup yazmamış eşcinsel değilmiş çocuk diye sevineceğinize kalkmış bana çocuğumu şikayet ediyorsunuz.Böyle bir durum varsa bile sizlerde bizim kadar suçlusunuz.Ne biçim eğitimcisiniz diye " bilinçli bir çıkışta bulununca ortalığı uzun bir sessizlik kaplıyor.Mektup toplayıcısı öğretmenimin gözlerine, hain bir eda ile bakıyorum.

Ağlanacak halimize gülüyorum..

Bizim zamanımızda da okulda birçok kurallar vardı.
Okula saçlarını örmeden kızlar giremezdi.
Erkeklerin saçları uzun olmazdı.
Kız erkek arkadaşlıkları duyulunca disiplin yolu açılırdı.
Kızlara bit kontrolü yapılırdı.
Sigara içen öğretmenler, tuvaletlerde öğrenciler sigara içiyor mu diye bakardı, içeni yakalasa 1 hafta okuldan uzaklaştırma alınırdı..Oysa ben sigara içen çok öğretmen görürdüm.Onları da uzaklaştırmak gerekti ya neyse..
Okul kıyafetinin üstüne farklı birşey giyilemezdi...vs vs

Bazı kurallar gerçekten gerekiyor ancak bazı şeyleri zorla dikte ettirmek yerine önce ona sebep olan kaynağı öğrenmek gerekmez mi?Birazda kendimizde arayalım hatayı değil mi?Çocuklar büyüklerinden ne görürlerse onu yaparlar..Çocuk ailesini ve onu eğiten öğretmeninin yansımasıdır..

23 Nisan' da Bu Blog Çocuklarındır!


23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı sebebi ile, 23 Nisana 2010 tarihinde bu blog ÇOCUKLARINDIR! :)Blogumda öğrencilerimin yazıları olacağı gibi otizm vakfının güzel kampanyasından harika yazarlarda olacaktır.. :)

Tohum Otizm Vakfı'ndaki çocuklarımızla projeye katılarak destek olan blog yazarları, aynı zamanda Nisan'da başlayan "Otizm Farkındalık Ayı" etkinliklerine de 23 Nisan vesilesiyle destek olmuş olacaklar.:)


 
Çocuklarımız, blogunu bu proje için ayırmak isteyen fakat etrafında blogunu paylaşak bir çocuk bulamayan katılımcılarımızla kendi yazdıkları yazıları ve resimlerini paylaşmaktan büyük mutluluk duyacaklar. Blogunuzda UNICEF çocuklarından birine yer vermek veya UNICEF'e destek olmak için BURAYI ziyaret edebilirsiniz.

Neşe Tuana

Blogger İzleyici Paneli Sorunsalı


İzlediğim bazı blogların izleyici panelinden kendi kendine çıkış yaptığımı gördüm, nasıl oluyor anlamadım.Arada sırada bloglarda da karışıklık oluyor sanırım.

İzlediğim blogların listesine bakıyorum, izleyicisi olduğuma emin olduğum blogların yok olduğunu görüyorum...Bazı bloggerların yazdıkları da izleyici panelimde görünmüyor.

Kafam karıştı.Blogger'ın bu aksaklığı gidermesi gerekiyor.Bir yerde hata var ama nerede?Arıyorum bulunca yazacağım.

Hediye Var :)

Blogger arkadaşlarımın hediye dağıtımına eskiden katılıyordum ama hediye veren bloglar çoğaldıkça sitemin hediye bloguna döndüğünü görüp, katılım yapmaktan vazgeçtim.Artık blogumda sağ tarafta "hediyeler" alanında duyurmaya karar verdim.

Sade ve güzel makyajlarını, kozmetik bilgilerini blogunda paylaşan,Chunlim de güzel bir kampanya düzenlemiş.Bugünde son günüymüş.Heyecan yaptım, katılmak istedim. :)

(Bu arada konu ile alası yok ama Chunli, Street fighter'in ilk kadın kahramanının adıydı.Çok severdim. Çocukluğumu anımsadım aklıma geldi :) )
 
Kampanya hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşmak ve hediyeleri görmek için buradan TIK TIK..NOT:Son gün; bugün..


Neşe Tuana

Avon Yarına Merhaba Sorunu

                
Buradaki yazımda, Avon'un bölge temsilcisinin, benim iznimi almadan, adıma kendi kendine şipariş verdiğinden bahsetmiştim.Durumu Avon'a mail olarak bildirdikten sonra, şikayet var' a da güzel bir şekilde yazdım.Bugün avondan ;

Sn. Neşe Tuana,
Karsilasmis oldugunuz aksaklik nedeni ile üzgün oldugumuzu bildirmek isteriz.
Kurulusumuz uygulamalari geregi; Temsilcilerimizin onayi oldugu surece Takim Onculerimiz ve Bolge Yonetilerimiz kendilerine bagli temsilcileri adina siparis verme yetkisine sahiptir.
Ancak bilginiz disinda verilmis oldugunu belirttiginiz ....... fatura numarali siparisin iptali ve siparise yonelik incelemelerin yapilabilmesi icin bildiriminiz ilgili birimlerimize iletilmistir.
Bilgilerinize sunar, calismalarinizda basarilar dileriz.
Saygilarimizla,
Musteri Iletisim Merkezi
(212) 473 11 11
Avon Kozmetik Ürünleri

Bu şekilde bir mail gelmiş.İznim dışında yapılan siparişten gelen, avon ürünlerini kabul etmedim, kargosuda geri gitti.Vaktim olsa  mahkemeye bile vermeyi düşünüyorum :P Araştırınca gördüm ki, bir çok kişi aynı uygulamaya maruz kalmış.Bir çoğu internet kullanmayı bilmediği için, şikayet bile edememiş.ŞİKAYET VAR sitesinden de arar iseniz, "Avon iznim dışında sipariş vermiş" başlığı altında başka şikayetler de görebilirsiniz.
 
Umarım kişi hakkında da gerekeni yaparlar, diyeceğim ama çalışma prensiblerini anlamış değilim.Temsilcilik yapmak isteyenlerin, iyice düşünmeden " Avon temsilciliğine " başvurmamalarını önemli bir tavsiye olarak söylemek istiyorum.
 
Bir daha da AVON ile işim olmaz :D
 
 Neşe Tuana

21 Nisan 2010 Çarşamba

Türkiyedeki Yabancı Şirketler


                                                            
Peşinen belirteyim;şimdi yazacaklarımı onaylayanlar olacağı gibi tepki gösterenlerde muhakkak olacaktır.Ancak yazacaklarım yalnızca benim düşünmcemdir, kimseye kabullendirmeye çalışma gayesinde değilim.

Ülkemizde yabancı yatırımcıları görmek istemiyorum.Türk telekom araplara satıldığında, ev telefonumuzu iptal ettim.Telsim'i İngilizler aldı, telşos diye seslendiğim telsim hattıma veda ettim, telsim uzan'ların elindeykende  pek memnun değildim ama en azından kendimi kandırıyordum.Sonra bir baktım;

Kuşadası Limanı İsrailli'nin.

İzmir Limanı Hong Konglu'nun.. .
Araç muayene işi Alman'ın.
Başak Sigorta Fransız'ın.
Adabank Kuveytli'nin.
 İETT Garajı Dubaili'nin.
Avea Lübnanlı'nın.
 Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık..Ermeni...)
 Rakı , Amerikalı'nın.(Bildiğimiz türk rakısı, hani turistlerin türklerden öğrendiği rakı)
 Finansbank Yunanlı'nın...
 Oyakbank Hollandalı'nın.
 Denizbank Belçikalı'nın.
 Türkiye Finans Kuveytli'nin.
 TEB Fransız'ın.
 Cbank İsrailli'nin.
 MNG Bank Lübnanlı'nın.
 Alternatif Bank Yunanlı'nın.
Dışbank Hollandalı'nın.
 Şekerbank Kazak'ın.
 Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
 Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
 Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
 Enerjisa'nın yar ısı Avusturyalı'nı n.
 Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
 Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
 İzocam, Fransız'ın.
TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
Demirdöküm Alman'ın.
Döktaş Fransız'ın.
Süper FM Kanadalı'nın. OLMUŞ...

Geçen aylarda yabancı bir gıda firmasının ceosu ile konuşuyorum."Yabancı firmaların ülkemizde yoğunlaşmasından hoşnut olmadığımı" açıkça söylüyorum.Ceo bana " ama yüzlerce türk bizim firmamızda çalışıyor, ekmek yiyor" diyerek övünüyor." ya kardeşim biz size imkan vermez isek, devlet türk girişimciyi biraz desteklese, yeni mezun gençlere iş imkanı verse sizlere ne gerek kalır?Cebinizde tomarla paralarla bizim topraklarımızı satın almışsınız,paranıza para katmışsınız... Vatan hainleri şehit kanı ile özdeşleşmiş o toprakları satmışlar sizlere! Bir de kalkmış benden iş istihdamı yarattınız diye teşekkür bekliyorsunuz.Soralım o halde; ülkemizde devlet türk gençlerini biraz destekleseydi, iş imkanı verseydi yabancılara gerek kalırmıydı?Benim ülkemde yüzbinlerce başarılı türk öğrenci yurt dışına gidiyor.İnanılmaz bir beyin göçü var, Uyuyormuyuz?Hayır.. Aptal değiliz.Kimseye ihtiyacımız olmadan kendi imparatorluğumuzu kurabilirdik.

Osmanlı zamanında o topraklara vergi ödemeden giremeyen adamlar, bugün bizim topraklarımızın sahibi oldular.Başımı nereye çevirsem yabancı bir marka var.

Büyük dedemin dedesi çanakkale harbinde şehit olmuş.Yıl 1916.Osmanlı- İngiltere, Fransa, Rusya arasında çanakkale savaşı oluyor.57 bin şehit verildi.Bakınız, bugün 57 bin şehidin uğruna öldüğü topraklar İngiltere, Rusya ve Fransanın ve onların müttefikleri olan ülkelerin elllerinde.Oturupta üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.Düşünemiyoruz, çünkü sırtımıza işsizlik, yokluk yükünü vermişler.Kamburumuz çıkmış.Tuzu kuru zengin adamlar zaten bunu düşünmezler bile.Öyle mitinglerde falan vatan, millet diye esip gürlerler ama evine gelince ayağını uzatır milletin halini düşünmezler.

Kaba bir benzetme yapacağım " Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin" diye cahilin birinin söylediği bir söz var ya işte tam o söz bizlerin üzerinde uygulandı yıllardır...Sırtımıza; geçim derdi, işsizlik, üniversite sınavı gibi bahaneler kondurdular, kamburumuz çıkınca, kendimize sürekli aynada bakmaya başladık, başka birşeyi gözümüz görmez oldu, biz kör olmaya başlayınca, yabancılar 57 bin şehidin yattığı bu topraklara ayak bastılar.Bizim geçim kaynaklarımızı teker teker sahiplendiler.Baştakiler, iş istihdamı nidalarıyla ülke topraklarını sattılar.Koyun gibi alkışladık onları.."Büyük adam bunlar, halkımıza iş veriyor bak bak.." denildi.

Şimdi soruyorum; dedemin dedesi neden şehit oldu?Bu toprakları siz onun katillerine satın diye mi?

Türkiyede 22 bin 505 adet yabancı firma var.Çok yüksek bir rakam..Ben ülkemde yabancı girişimci görmek istemiyorum!Yıllar sonra dünyaya getirmeye korktuğum çocuklarımın yabancıların emrinde çalışmasını istemiyorum.Milliyetçi değilim, Evet ayrımcıyım, evet ayırıyorum, ayırmalıyım.Atatürk bu ülkeyi Türk
Gençliğine emanet etti.Emanet edilen topraklar şehitlerimizin katillerinin ellerinde..Haksız mıyım?

Neşe Tuana

Yeni Evimizden Görüntüler


Yeni evimize alışmaya başladım.Sabahları inanılmaz bir sessizlik içerisinde uyanmak, ağaçların kokusunu içime çekmek bana rüya gibi geliyor..
Dün akşam çevreyi gezmeye çıktık.Güneşin gözlerimiz önünde turuncu bir portakal gibi batışını izledik..Güzeldi..






Irmağa balık tutmaya gittik.









Herkes balık tutarken, benim oltama neden hep yengeçlerin takıldığını anlayamadım.Yengeçte yenirmiş ama o kadarını midem kaldırmadığı için oltaya takılan yengeçleri ırmağa geri attım.Bana dua etmişlerdir umarım :P


Balığa dikkat ediniz gözlerinde renklilik var.Dondurup saklamak istedim bir an...