31 Mart 2010 Çarşamba

RÜYA . . .


 


Yine aynı rüya
Taşların üzerinde yürüyen bir nehir,
Gong sesleri...
Sana boş kağıttan okuduğum şiirler
Yozlaşmış okul bahçeleri
Yeşili unutmuş ağaçlar
Birkaç dil bilen, vasıfsız işçiler
Korkarak bakıyorum gözlerine...
Midemde arı kovanları, Kraliçe emir yağdırıyor
Gözlerini benden kaçırdığında, yağmur daha şiddetli yağıyor
Gökten kraliçeler çakıyor,
Böyle bir bahçeye...
Kafamda nüfus patlaması oluyor
Beyin göçü yaşıyorum,  ruhumdan habersiz...
Yolda gördüğüm mutsuz kadınları hatırlıyorum
Hep aynı cadde üzerinde, oraya hep yağmur yağıyor bizden habersiz
Boş bir kağıt okuyorum, heceleyerek...
Sana başlıyorum,
Sonunu getiremiyorum...

Yazan: Umut Aydın

Siyasilere Mektup



Siyasilerin, başa gelmeden önce milyon tane imaj güçlendirici yalan dolanla insanları kandırmasına her seçim dönemlerinde şahit oluyoruz.Seçim yaklaşırken melek modunda, herşeyi yapacağını söyleyen siyasi, seçimlerden sonra başa gelince verdiği sözleri unutuyor.

Seçimden önce tek tek kapılarımızı çalıp evimize gösteriş mahiyetinde misafir olan  belediye başkanları, her ne hikmetse (!) seçildikten sonra yüzlerimizi bile unutuyorlar.

"Şimdi sen kimsin?Önce bunun bir farkına varman gerek.Eğer O koltuğa oturmuşsan seni oraya oturtan da bizleriz.Gelen bir vahiy ile mi oturdun oraya, ki burnun kaf dağında geziyorsun? "

Seçimden önce, yapacağım dediklerini niye yapmadın? Yanına seni pohpohlayan medyanı da almışsın, sadece yaptıklarını şişirerek anlatıyorsun.Yapamadıklarını neden göstermiyorsun?

Yalan söylemekten, burnun pinokyo gibi uzadı Siyasi..Korkarım ki burnunun uzunluğunu Gepetto Usta bile tamir edemeyecek.

Yedi sülaleni, boş işçi kadrolarına atadığını da görerek "dayısı olan yaşar" anlayışını bizlere gösterdiğin için, sağol siyasi.Ne zaman belediyeye işimiz düşse veya su faturası ödemeye gitsek tanıdığı olan biri hop diye  öne geçer, bu durumda çingan çıkarmamızı haksız mu buldun siyasi?


Benim dayım hiç olmadı siyasi.Milletvekili akrabam, yüksek yerlerde tanıdığım hiç olmadı.Sizin gibileri toplumun kanını emen bir sülük gibi gördüm hep.Ben küçükken bahçemizdeki sülüklerin üzerine çoğalmalarını engellemek için tuz dökülürdü.Sizinde üzerinize tuz dökmek gerek...Sonra dönüp, ayak altında ezmek...

Milyonlarca üniversite mezunu gencin, işsiz olduğu bir ülkede, sen ilkokul mezunu, konuşmayı bile bilmeyen, akrabanı kamuda torpil ile işe sokarsan ben sana düşman olurum siyasi..

Ben sana oy vermedim siyasi.Çünkü haketmedin.O kadar aradım taradım maalesef ar damarlarına rastlayamadım siyasi...

Sen yağmur sandın ama yüzüne tüküren bendim.

Mitinglerde elini sıkmaya çalışan insanları görünce, kendini gökten zembille inmiş mi sandın?Kendine gel!Normal bir insansın sen.Sokakta ki veli dayı neyse sende o'sun.
Havalanma... Böbürlenme Padişahım, senden büyük Allah var...

Evet sana yazdım.hasbelkader belki okurda biraz yüzün kızarır  diye..
Bak! burnun uzuyor siyasi, bırak bu yalanları...

Nutymax

Bu aralar çikolatalara çok merak saldım.Eskiden olmasa da aramadığım, ancak olduğunda yediğim çikolatalar artık başucu kitaplarım gibi oldular.

Nutymax'ı da reklamlarda görünce, almak istedim.Reklamın insan üzerindeki etkisi işte :) Hani reklamındaki gibi başucuma koyup, sabah çikolatalar içinde uyanmayı hayal etmiştim ama olmadı :(  ^_^

Sabahta paketini açınca, içerisinde aşağıdaki resimdeki gibi 2 adet şölen çikolata çıktı.

İçerisinde ezilmiş antep fıstığı var.Ezilmiş dediysem krema gibi bir hale getirilmiş, fıstık yeşili hoş bir krema gibi..Antep Fıstıklı,gofretli çikolata gibi çok  güzel bir tadı var."Arada sırada Yemeliler" arasına girdi...

30 Mart 2010 Salı

Temizlik Ürünlerim :)



"Temizlik imandandır " Hadis-i şerifine binaen, kendime göre bayağı bir titizim. :)Aslında öğrencilik zamanlarında evi temizlemek, derslerden dolayı pek önemsediğim birşey değildi.Ama üniversite bitince temizlik delisi olmaya başladım.Şaka şaka :) Herşeyi dozunda yapmayı, yaşamayı seviyorum.Aşırı yapılan hiçbir şey bana mutluluk vermez...

Efendim, lafı çok uzattım ama asıl amacım ; evde, benim için vazgeçilmez olan temizlik ürünlerimi tanıtmaktı.

1.si ; en çok memnun olduğum, yerleri silme kovasına dökerken bile kokusuna bayıldığım ıslak zemin temizleyicisi : Bingosil-Bebek Kokulu...

2.si ; Fonex Antibakteriyel Sıvı Sabun.Onun da kokusundan ve kalitesinden oldukça memnunum.Diğer Antibakteriyel sabunlarda olduğu gibi, cilde veya göze zarar veren herhangi bir katkı maddesi içerisinde bulunmuyor.

3.sü de; Cif Bulaşık Deterjanı Aslında onu yeni aldım.Bu zamana kadar evde hep Pril Bulaşık Deterjanı kullanıyorduk ama bir de bunu denemek istedim.Cif , yağlı zeminleri temizleme ürünlerindeki kalitesinden sonra, bulaşık deterjanlarını gittikçe geliştirecektir.


Trafik Canavarı Olmayın



Yaz mevsimi, hafiften bir tebessüm bırakmaya başladığından beri, yollardaki trafik canavarları çoğalmaya başladı sanki.Artık geceleri dışarıya çıktığımızda, çok dikkatli davranıyoruz.Bazı araçların şehir yolunda bile otoyol trafiğiymiş gibi sürat yaptığını görüyorum.Aşırı hız yapan araçlardan, Plakasını alabildiğimi, hemen arayıp şikayet ediyorum.

Üniversitede öğrenciyken, arkadaşlarla sürekli  balık yemeye gittiğimiz bir restorantta alkollü olarak aracına binen ve kullanmaya başlayan bir kişiyi Trafik Polisini arayarak,  şikayet etmiştik.Araç sahibi ceza aldıktan sonra bize gelip teşekkür etmişti :) Hem kendisinin canına, malına  hem de başkalarının hayatına zarar vermesi bu şekilde engellenmiş oldu.

Tabii her zaman teşekkür edenler insanlar olmuyor.Okul yolunda aşırı hız yapan insanlara şahit oluyorum ve çok kızıyorum.Biz, çocukları yolda çok dikkatli olmaları konusunda uyarıyoruz ama başkalarından da biraz duyarlı olmalarını bekliyoruz.Bir yere yetişeceğim diye yaptığınız hız, bir insanın hayatına mal olabilir.

Garip Bir Bilmece . . .

alt


Bilmece ; " Bir kamyon, bir peygamber, bir şehrimiz hangi kelimedir?"

Soru her ne kadar basit gibi görünse de ben cevabı üzerinde hala düşünmekteyim.

Bilmecenin cevabı:Manisa imiş.

Peki ne alaka ?

Şöyle imiş;

Kamyon Markası : Man
Paygamber : Hz. İsa
Şehir (birlestir) : Manİsa

Eh garip bir bilmece olsa da, yanıtını bilememiş olmam öğrencilerimin pek hoşuna gitti. :)


Ben de bir paradoks sorusunu kendlerine sordum;

Bir fincan sütümüz ve bir fincan da kahvemiz var. Bir kaşık sütten alıyoruz ve kahve fincanına döküyoruz. İyice karıştırıp oradan da bir kaşık alıyoruz ve süte döküyoruz. Şimdi sorumuz geliyor:


Kahvedeki süt mü yoksa sütteki kahve mi daha fazladır?

Yanıt şu : Karışım oranları tabii ki eşittir. İşte ispatı:


Kabul edelim ki karışımımız homojen olmasın. Meselâ kahveye kattığımız süt, tamamen dibe çöksün. Kahveden aldığımız miktar tabi ki sütten aldığımıza eşit olacaktır. Veya:

İlk karışımdan sonra kaşığımızın yarısı süt, yarısı da kahve olsun. Bu sefer yine sütte yarım kaşık kahve, kahvede yarım kaşık süt bulunacaktır. Veya:

İlk karışım homojen olsun. Aldığımız bir kaşık karışımın % 90 ını kahve, % 10 unu süt kabul edelim. Sütün % 90 ı kahvede kalmıştır. Sonuçta eksilen sütün yerini kahve dolduracağından karışım oranları eşit olur.

İpek Böcekleri


Yaradılışında birçok hikmeti barındıran kelebeklerin, yaşam sürecini düşünecek olursak, soyunun devamını getirmek için kısa (bizce) ömürlerine uzun zamanlar sığdıran varlıklar olduklarını söyleyebiliriz.Bütün canlılar içerisinde ise soy devamını kelebekten daha stilize, daha estetikle yoğrulmus bir şekilde gerçekleştiren canlı ise pek azdır. Kelebeğin ve pupadan çıkan diğer canlıların farki, evrensel amacı gerçekleştirme yolunda bir gelişim yaşamamaları, zamanı geldiğinde, sadece tek bir kez çiftleşebilmek için kozadan çıkmaları ve hemen ardından ölmeleridir.

Öyle ise canlıların hayatlarında insanlara sunulan pek açık nimetler ve göstergeler vardır.Bir kelebek, -bize göre kısa olan - 1 günlük veya 3 günlük ömrünü, soyunun devam etmesi için çabalayarak tamamlar.





Küçükken yakınımızda oturan bir akrabamız, bana Isparta'dan 10 tane ipek böceği getirmişti.İpek böcekleri solucan gibi görünseler de çok sevimli varlıklardır.Minik oldukları için elime aldığımda, "acaba canlarını acıtırmıyım?" diye düşünmeden edemezdim.Bir kutu içerisinde, uzun bir zaman besledim onları.Bazı günler kutuya koyduğum dut yapraklarının arasında kaybolurlardı.Uzun bir zaman sonra beslediğim İpek böceklerim koza yapmaya başladılar.Yaşadıkları kutuların içerisinde, örümcek ağı misali ipek yumuşaklığında bir ağ ile günden güne kendilerini kaplamaya başladılar.Ben o zamanlar 6 yaşında olduğum için durumu pek de idrak edemediğimden öleceklerini düşünüp ağlardım.Birgün babam bana ipek böceklerinin bu şekilde kelebek olacağını anlatmıştı ama inanmamıştım.Koza bana kefen' i hatırlatıyordu..

Sonra ipek böceklerim tamamiyle koza oldular.Kısa bir zaman sonra da birgün uyandığımda baş ucumdaki kutularının içerisinde 2 tane renkli kelebek vardı.Annem odama gelip, kelebeklerin çıktığını görünce "-bunları bırakalım uçsunlar " dedi.İtiraf ediyorum; "bir kafes olsa onları orada beslesem, dışarda ölürler " diye düşünerek, ağlayıp uçurmalarına izin vermemiştim.Bütün kapıları da kapattırıyordum kaçmasınlar diye.O günün akşamı yaptığımın yanlış olduğunu anladım ve kozaları kutularıyla beraber bahçeye dut ağacının yanına güzel bir yere koydum.Bilmiyorum nasıl oldu ama 1 ay sonra yaz mevsiminde bahçemiz kelebek doldu.Renkli, çeşit çeşit kelebekler uçuşmaya başladı.

Bir kelebeğin yanınızda uçması bile size mutluluk verebiliyor...

İpek böcekleri, kelebekler, kuşlar, martılar,tavşanlar . . .bütün hayvanlar ne kadar değerli ve farklı.

Gerek medyaya yansıyan haberlerde gerekse günlük hayatta, bir insana hakaret edilirken " Hayvanmısın sen?" diyenleri duyuyorum.Bir insanın diğer bir insana hakaret etmesini bir yana koyalım, Hayvanlar değersiz, bir kötü söze ima olacak varlıklar değillerdir.Bazı insanların bunu idrak etmeleri gerekiyor.




Kendini Yorgun, Mutsuz Hissediyorsan. . .






Kendimi yorgun, sinirli yada üzgün hissettiğim anlarda "comptine d'un autre ete" ve "amelia" dinliyorum ve ruhum dinleniyor.Müzik, ruhun gıdası...

Ülkemizde, her ne kadar pop müzik, hak etmediği kadar aşırıyı ilgiyi görse de, sesi güzel olmadığı halde birçok şarkıcı ünlü olmuş olsa da, gerçek sanat enstrümanların sesini konuşturmayı bilmekle oluyor.Duyduğunuz bir keman sesi, piyano tuşları, dinlerken ruhunuzu kaplıyor ve müziğin kalbine inebiliyorsanız, duygularınızda yer edinmeyi başarabiliyorsa  işte o sanattır ve dinlenmeye değerdir..

29 Mart 2010 Pazartesi

Haftabaşı Sataşmaları




Sütlü ekmek diye bir ekmek var.Yumuşacık birşey.Halk Ekmekte 3 tanesini 90 kuruşa alabiliyorsunuz.Bayağı sevdim sütlü ekmeği.

Haberlerde başbakanın gezdiği yerler, eşiyle beraber katıldığı sohbetlerin, sevdiği çocukların haber mahiyetinde anlatılmasını anlıyorum ama haberin sonuç bölümünde; "- başbakan gezisini etli prinç pilavı ve kuru fasülye yiyerek tamamladı" cümlesini duyunca, kopuyorum.Habercilere sesleniyorum:Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun, gezdiğiniz yerleri anlatın bir zahmet.

İsrail 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanınması için kolları sıvamış.Ülkemizde Başbakanın "ermenileri sınır dışı ederiz" imasından  sonra birçok türk buna tepki göstermişti.Milletimiz hoşgörü ile yaklaştıkça iyi niyeti suistimal ediliyor galiba..Demekki zaman akıp gitse de tarihteki birçok şey değişmiyor.Dönüp olanlara bakıp ders almak gerek.

Artık Pazar günleri büyük Alışveriş Merkezleri 18.00 dan sonra kapanacakmış.Bu yolla küçük esnaf işlerinin düzeleceğini düşünüyorlar.Saçma değil mi?İnsanlar zaten haftada birgün -pazar- evde olabiliyorlar.Onda da siz kapatın büyük marketleri, rahat rahat biryeri gezemesinler, bakkalllara dolsunlar.Kabul edelim bakkallığın ömrü doldu.Böyle para delisi bir çağda küçük esnafı düşünen yok.Siz alışveriş merkezlerini kapatsanız dahi insanlar bakkallardan alışveriş yapmazlar.

Farkettim ki, ev sahibi olamayan memur " ev sahibinin 1 evi kiracının 1 evi var" diyerek kendini kandırıyor.Mübalağa sanatı..Sanki ev sahibi kiralık ev tutamaz bla bla bla :D

Cem Garipoğlu'nun Akli dengesizliği olup olmadığı konusunda Adli Tıpta kontrol edilecekmiş.Akli dengesinin yerinde olduğuna inanası gelmiyor insanın..

Alişan, kadar efendi bir sanatçı daha yok bu Türkiye heralde..

Tarkan, uyuşturucu kullandığı halde para ile dışarda kalan ve bunu medya aracılığı ile duyuran ünlüler kervanına katıldı gibi.Sıradan biri olsaydı kimbilir kaç yıl yerdi.Adalet kişiden kişiye farklılık gösterir mi?

Hande Yener ve Demet Akalın da barıştıktan sonra kimseye düşman olamacağımızı anladık.( ! )

Ünlülerin saçını, giyimlerini takip etmek moda oldu.Hayır o birşey değil hayatları da örnek alınmaya başlandı.Korkarım yakında herkes evlenip boşanmaya başlayacak.

Kemal Sunal'dan sonra bu ülkenin gerçek komedyen görmeyeceğini düşünüyordum.Recep İvedik'in belden aşağı espirileri düşüncemi tastiklemiş oldu.Şahan Gökbakar en küçük bir eleştriyi dahi kabulde etmiyor.İnsanlar alkışlayınca süper, eleştirince olmaz.Oldumu şimdi Recep İvedik?

Gençler arasında gelişen bir trend var.Msn de, maillerde, mesajlarda yazıları "öküz türkçesi" olarak tabir edilen bir yazı ile yazmaya başladılar.Al bir tane örnek :ishiniz qhücünüz yoq mu yha sizin........ açılımı :işiniz gücünüz yok mu sizin demek oluyor.Kanımca Türkçemizi katletmeye başladılar.

Kuaförde dikkatimi çekti.Bütün bayanlarda saçını sarıya boyatma isteği var.Kuaförün dediğine göre " sarışın bayanlar güzeldir " yargısı bu baskın isteğin en önemli sebebi...


Ezel dizisi gittikçe saçma olmaya başladı.(Ç)alıntı bir kaynak yardımı ile yazılan bir senaryo ancak bu kadar olabilirdi.

Kargo firmalarının çalışma prensibsizliklerine hayranım.Hiçbirşey umurlarında değil.Müşteri Hizmetlerine şikayet ediyorsunuz sizi aramaya bile tenezzül etmiyorlar.Ne varsa Fillo Kargoda var.Hem ucuz hem ilgili.

Dolmuşlarda kız olsun erkek olsun parfüm şişesini üstüne boşaltarak gelip önümde duranlardan hemen uzaklaşıyorum.Tamam kötü kokmayın da Benim haklarıma da saygı duyun,o keskin kokuyu almak zorunda değilim alerjim var bazı parfümlere :( Sekiz sokak öteden parfümünüzün kokusu da alınmayıversin.


İsviçre de inanılmaz derecede din korkusu var.Öyle ki hükümeti cami minarelerini bile yasaklıyor.Varsın minare olmasın insanlar dinlerini yine yaşayabilirler.Ama hoşgörüyü dilinden düşürmeyen, üstelik türkiyeyi bu konuda eleştiren bir ülke bunu yapınca insan şaşırıyor.

Çok zengin adamların kalbi fakir oluyor.Gözü de aç..Gözlerini toprak doyursun :)

Eşcinsellik Hastalık mı?


Lise eğitimim sırasında müzik ile çok ilgilenirdim.Hatta okulda kendi oluşturduğumuz bir koro ile çeşitli konserlere giderdik. Yeni Türkü'nün "Olmasa Mektubun" şarkısı ve sözleri her zaman benim için ayrı bir önem taşırdı. Fakat -Üniversiteye gittiğimde- sözlerinin Murathan Mungan'ın bir şiiri olduğunu ve gruptan biri için (yani bir erkeğe) yazıldığını öğrendiğimde dumur olmuştum.Murathan Mungan'ın eşcinsel olduğunu ve eşcinselliğin ne demek olduğunu da o zaman öğrendim.Açıkcası hayal kırıklığına da uğramıştım.


Yıllarca beğendiğim bir şair ve şarkı sözlerinin "önyargı desteği ile" bir anda beğenimden çıkmıştı sanki.Galiba insan çok beğendiği şeyleri bir kalıba sokuyor.


"Olmasa Mektubun" da geçen şarkı sözlerini, yıllarca bir kadının bir erkeğe yazdığını düşünmüşüz, bir anda herşey düşündüğünüzden farklı olunca kişiyi de yaptığı sanatsal işi de yargılayabiliyorsunuz.


Bu tercih veya hastalık veya doğuştan gelen birşey...Yine de olduğu gibi kabul etmek, içinde bulunduğumuz çağa göre değişkenlik gösteriyor.Tarihe baktığımız zaman, birçok ünlü tarihçi ve bilim adamının eşcinsel olduğunu görebiliyoruz.Bu durumu Hastalık olarak görmemizin en büyük nedeni de ünlü bilim adamlarının evliliklerinden çocuk sahibi olmalarından sonra bu tercihi yapmış olmalarıdır.Türkiyenin eşcinseli olarak kabul görmüş Ünlü modacı Cemil İpekçi'nin bir kadın ile evlilik yaptıktan sonra eşcinsel olduğuna bakarsak, durumun tercihe bağlı ve psikolojik olduğunu düşünebiliriz.


Eşcinselliğin kabul edilebileceği bir Türkiyeyi açıkcası düşünemiyorum.Kabul edildiğini varsayarsak ; Toplumda erkek erkeğe, kadın kadına evlilikler çoğalacaktır.Bu durumdan gelişim çağındaki gençler de olumsuz yönde etkilenecektir.Böyle bir düşünce içinde olmamalarına rağmen etraflarında gördükleri için, gençler de psikolojik olarak değişimlere gideceklerdir.


Köylü Ahmet Amcanın oğlu eşcinsel olursa, oğlunu evlendirmek isteyen Ahmet amca oğluna erkek istemeye mi gidecektir?


Köyden köye at üstünde erkek gelinler geliyor falan..


Böyle bir toplum yapısında nasıl yaşanılabilir ki?Durum dışardan bakılınca mide bulandırıcı bir olay gibi görünüyor.


"Başkalarının haklarına saygı" ilkesini her zaman uygulamalıyız ama kimse kültürümüzü yozlaştırmasın.Bizim değerlerimizi değiştirmeye kalmasın.Toplum herzaman her düşünceye hoşgörülü olmayabilir, olmak zorunda da değildir.




Soner Sarıkabadayı ve Murat Boz'un İki Medeni insan klibide " eşcinseller mi?" tartışmalarına yol açmış.Klipte genelde tercih edilen manken bir bayan da yer almıyor.Ama Murat Boz'un eliz sakuçoğlu ile beraberliğini düşürsek eşcinsel olmadıklarını anlayabiliriz."İki Medeni İnsan " şarkısına gelince ;şarkı diyorum çünkü tamamen sanat fakiri bir eser.Tekrarlayan sıradan sözcükler.Radyolarda şarkı denk geldiğinde ne zaman bitecek diye zaman sayıyorum.


Şarkıyı Dinleyelim ve klibi ile beraber görelim;








KONUYLA İLGİLİ FİKİRLERİM DEĞİŞTİĞİ İÇİN MAKALE AÇIĞA ALINMIŞTIR. UYGUN BİR ZAMANDA GÜNCELLEME YAZISI EKLENECEKTİR.

27 Mart 2010 Cumartesi

Dumansız Hava Sahası

Kapalı alanlarda sigaranın yasaklanması ne kadar güzel oldu.
Eskiden yemek yemeye gittiğimiz restorantlarda bile yoğun duman olurdu, sigara kokusundan hiç hoşlanmadığım için katlanmak benim için çok zor oluyordu.

Üniversitede de kaldığım yurtta oda arkadaşlarımdan biri sigara içerdi.Odada içtiği zamanlar bronşit olan diğer bir arkadaşın bronşiti ağırlaşırdı.Ne yaptıysak, sigara içmekten onu alıkoyamadık.Çünkü gerçekten bırakmayı istemedi.

Sigara içenler, aslında önce kendilerine en büyük zararı verirler.Sağlığını para vererek bozan insanlara en güzel örneklerdir.

Hem kokusu insanın üstüne sinince de çok kötü..Toplum içerisinde hemen farkediliyor.Keşke hiçkimse içmese...


Dün arkadaşlarımla, sabah yürüyüşünü yaparken, önümüzden yaşlıca bir amca sigarasını pöfürte pöfürte geçti ve dumanı yüzümüze geldi.Haliyle sigaranın kokusunu alarak, rahatsız olduk.Allahım nasıl bir koku o öyle ya! Hiçbirşeyden bu kadar nefret etmiyorum.Elimden gelse dünyadaki bütün sigaraları bir yere toplayıp hepsini yakardım.Kapalı alanlarda yasaklanmasına sevindim ama demek ki bu da yeterli değilmiş.

Geçen hafta sonu okul dışında bazı öğrencilerimi sigara içerken gördüm.Birçoğu ailelerinden gizli içiyor.Erkek öğrenciler genelde babalarından görerek heves ile başlıyorlar.Baba, bir çocuğun her zaman idolüdür.Gelişme çağındaki çocuklar karakteri tamamlanana kadar Anne, Baba ve çevrelerinde örnek gösterilen insanları taklit etmeye, onlar gibi olmaya çalışırlar.Lütfen çocuklarınıza örnek olun, kendiniz için birşey yapın;çıkarın sigarayı hayatınızdan...

Ayşem'in Düğünü







Benim canım arkadaşım Ayşem, 2 hafta sonra evlenecek.Evlilik bayağı heyecanlı bir durum.Düğün nasıl olacak çok merak ediyoruz.Ayşem, ömür boyu mutluluklar canım :)

Gelinliği henüz alınmamış ama türbanlı olduğu için ben yukarıdaki  modelleri beğendim.Sade ve güzel.Ayşem'e de yakışacağını düşündüm.

Gelinlik, 1 gün giyiliyor ama seçimi çok zor oluyor gibi.Birsürü çeşit var ama içinize sinen ya 1 ya 2 tane oluyor.Bir de çok kabarık, şatafatlı gelinlikler doğallığı arka plana itiyor.İnsanın en özel gününde sade bir tercih yapması daha hoş olur.Çünkü yıllar sonra düğün fotoğraflarınıza baktığınızda kendinizi bile tanıyamazsınız iyi olmaz :)

26 Mart 2010 Cuma

Atamızın En Güzel Resimleri Ve Kurtuluş Destanı


Tempo Dergisinin Basımını yaptığı "Kurtuluş Destanı" nda Atamızın harika fotoğrafları var.Kuşe baskı olan fotoğraflara bakarken, duygulanmamak elde değil.

Beğendiğim baskı resimleri fotoğrafladım, paylaşmak istedim.


                            

İnsan gözyaşlarını tutamıyor..
"Kurtuluş Destanı" nın her evde bulunması gerek...

Garnier Kafeinli Göz Roll-On

Garnier Kafeinli Roll-On reklamlarda sürekli gözüme çarpıyordu.Geçen haftasonu gittiğim kozmetik merkezinde de indirimde olduğunu görünce anneciğim için aldım.Aslında annem kozmetik ürünleri hiç kullanmaz.:)Doğal güzeldir kendileri. :)Bir heves edip aldım işte.İndirimdeki fiyatı 12,90 TL idi.Anneciğim hiç kullanmadı ama.Öyle paketi açılmadan bekliyordu.Ben de dün alıp gözaltıma bir sürdüm.Göz altlarım ile ilgili bir problemimde yok ama denedim ne işe yarayacak diye :)Bu tür kozmetik ürünlere pek güvenmemek gerek aslında ama Roll-on'un içeriğinde üzüm çekirdeklerinin olması hoşuma gitti.Almak isteyenlere tavsiyem; onun yerine bol bol üzüm yemek daha güzel olur diyebilirim.:)Yaz mevsimi gelse de biran önce üzüm yiyebilsek değil mi? ^_^


Uno Büyümek Ekmeği


Birkaç gündür  sabah kahvaltılarında," Uno Büyümek " yemeye başladım.Aslında kahvaltıda sütlü ekmek tercihimdir ama Büyümek' in de sütlü ekmek gibi olması ve tost ekmeği şeklinde görünmesi ilgimi çekti.Evet itiraf ediyorum ki, dışında cici renkli bir logo olması da cabası.Hala çizgi film seyreden biri olarak, gıdaların üzerindeki çizgi film karakterleri de çok  hoşuma gider.

Evde herkes genelde taş ekmeğini tercih ediyor.Taş ekmekler gramaj olarak daha ağır ve doyurucu ama bayatlayınca çok sert oluyor.Ben de ekmek, pilav, dolma gibi gıdaların her zaman yumuşak olmasını tercih ediyorum.Annem bu yüzden bana "yaşlılar gibi yiyorsun " diyor :) Mesela ben sert ekmeklerin hep içini yerim.Sütlü ekmek, pofidik şekerler gibi yumuşacık oluyor.

Sütlü ekmek'ten sonra 2. favorimde Uno Büyümek oldu.Tamamiyle doğal bir ekmek olduğu için rahatlık ile yenilebilir.Miniklerin beslenme çantasında da mutlaka bulunması gereken bir gıda.Uno Büyümek'i yemeli, yanında da 1 bardak sıcak süt içmeli :)Sevdim ben bunu!

Seçkin Piriler ve Kaan Tangöze


Duman grubunun solisti Kaan Tangöze ile dört yıldır birlikte olduğu manken Seçkin Piriler ile önceki gün evlenmiş.Eleştirmenler Piriler'in makyajından, gelinliğine kadar herşeyi eleştirmişler.İnsanlar en mutlu gününde nasıl istiyorlarsa öyle giyinmelidirler.Bize göre rüküş olan, onun için çok rahat olabilir.Kaldı ki, en mutlu gününde, eleştirenleri arayıpta; " Nasıl bir gelinlik giymeliyim?" diye soracak değil.Nasıl mutlu olacaksa öyle yaşasın insanlar değil mi?



Ben beğendim, çok mutlu görünüyorlar.Seçkin Piriler'in yüzünde çocuksu, içten bir mutluluk var.Zaten önemli olan da mutlulukları.Ne giymiş ne yapmış bunlar sadece 2-3 gün konuşulur,sonra konuşanlarda unutur gider.Herzaman baki kalması gerekenler; mutluluk ve huzurdur...



Lady Gaga ve Beyonce Telephone Klibi



Tüm dünyada milyonlarca hayranı olan Lady Gaga ve Beyonce 'Telephone' isimli klipte biraraya geldiler. Kadınlar Hapishanesi'nde geçen ve daha sonra birlikte dışarı çıkan ikilinin başından geçenlerin anlatıldığı klip, aykırılıklarla dolu.


Klipteki bütün sahneleri sansürsüz olarak bu videoda bulabilirsiniz.

Klibin bazı sahneleri yüzünden sansür almış,şüphesiz  daha masumhane bir senaryoya da sahip olabilirdi, ama LADY Gaga' nın sansürsüz bir olayı olmasa olmaz..

Klibi izleyince insanın " bütün hapishanedeki kadınlar bu kadar bakımlı ve boyalı mı ?" diye sorası geliyor.Eğer öyle ise hepsinin mankenlik yapması gerekiyor, oralarda ne işleri var. :P

Hapishanedeki Gardiyan bayanlarda oldukça modern.Hani klip olduğunu bilmesek, cennetteki bir hapishaneye mi düştük diye düşünülebilir :P

Gaganın Sigaralarla bezenmiş gözlüğü de dikkat çekici.Sigaraya özendirici olarak tasarlanmış bir havası var.
Bazı sahnelerden anlıyoruz ki , Gaga kıyafet seçiminde olduğu kadar yemek yapmakta da hiç iyi değil.Zaten görüntüsü kendini fazlasıyla ele veriyor.

Klip güzel tasarlanmış olabilir ama şarkı tamamen arka planda kalmış.Yine de abartılı reklamlar ile gündemden düşmeyeceği kesin gibi görünüyor.

25 Mart 2010 Perşembe

Twitter DAYIM


Facebook Amca, ,Twitter Dayım' dan sonra internet teknolojilerinin arasına birde Friendfeed Hala'yı ekledim,böylece çekirdek aile teknolojim tamamlanmış oldu. :) Hala, amca oldular ama Hani yalan da değil, internet yaygınlaştıkça insan ilişkileri sosyal ağlardan devam etmeye başlıyor. İnterneti yakın akrabalardan çok görür olduk..Babaannem bile, msn' de yurtdışındaki kızları ile chatleşmeye başladı. :) Yakında Facebook sahibi de olursa bu duruma hiç şaşırmamam lazım.

Sahi şimdi benim facebook,twitter,Friendfeed gibi adreslerim olduğuna göre; yaşlandığım zaman, benim torunların ninelerinin de facebook'u olmuş olacak.Şimdiki zamana göre düşünürsek, ne klas bir olay :P "Beyaz saçlı nine nesetuana, facebookta kırış buruş yüzünün fotoğraflarını yayınladı, diğer neneler fotoğraflarına yorum yaptılar.. " Torunumla msnde chat yapıyoruz.. Falan.. :)

Bir an, böyle hayallere daldım gittim.Garip oldum şimdi bak!Torunlarım olacak çocuklar, ilerde miras kavgasına,  blogumu paylaşmaya çalışırlarsa birde...Yandık o zaman..:)

Teknoloji çağ değiştikçe çok garip bir duruma bürünüyor değil mi?

Bu arada twitter'da buradayım ;
http://twitter.com/nesetuana
FriendFeed' de buradayım:
http://friendfeed.com/tuanna1
Facebook'ta  da benden başka nesetuana yok zaten :)

Dikkat !Etiketleri Kıyafetlerde Unutmayın :)

21 yaşındaki High School Musical yıldızı, Vanessa Hudgens çok yoğun tempoda çalışıyor olacak ki, giydiği kıyafetin etiketini bile çıkarmaya vakit bulamamış.Aynı olay üniversitede benim başıma gelmişti.Yeni aldığım kıyafetin etiketini çıkarmayı unutunca, okul yemeğine elbisemdeki etiket ile katılmışım.20 dakikalık yolu bile arkamda kıyafetin fiyat etiketi ile yürümüşüm.Kalabalıkta arkadaşlarım bana bakıp gülüşmeye başlayınca,durumu ancak idrak edebildim.Çok kötü oluyor, kendi kendinize de gülmeye başlıyorsunuz :)

24 Mart 2010 Çarşamba

Bu Bisikleti Mutlaka Görmelisiniz


Bu benim 3 tekerlekli bisiklet arabam.:) Pazar işlerinde, gezmelerde beni taşıyan gıcır gıcır bir dağ arabası misali..Kendisinden çok memnunum.En azından beni, şehrin gürültülü korna seslerinden, araba kokularından koruyor.Bazen diyorum ki, keşke arabalar çok acil durumlar dışında hiç kullanılmasa.Daha doğal ulaşım araçları olsa, eminim ki nefes aldığımız yeryüzünün havası daha temiz olur, insan ömrü daha uzun olurdu.

Saksıda Yeşil Soğan Yetiştirme

Evdeki uzun saksıya ektiğim kıskacık soğan, yeşil yapraklarını topraktan nazlı bir eda ile uzatmaya başladı. :) Geçen yaz olduğu gibi yeşil soğanlarımızı yine saksıda yetiştirmeye çalışacağım.GDO nun kol gezdiği gıdalardan bir nebze olsun kutulabilmek için denediğim saksı ekim yöntemleri ile GDO suz ve Hormonsuz sebzelerle hayata tutunmaya çalışıyoruz :) Keşke büyük bir bahçem olsa da her meyve ve sebzeden bir adet ekim yapabilsek...

Topraktan inatla çıkan ot gibi görünen yeşillliklerde geçen yaz toprağa gelişigüzel attığım kavun çekirdekleri.Azıcık su görünce, yavaş yavaş çoşmaya başladılar.Saksıda iri kavun belki yetişmez ama turşu yapımı için güzel minik kavunlarım olabilir.Bakalım ne olacak?

Türk Malı


Geçen akşam televizyonda Şafak Sezer’in yeni dizisi Türk Malı’nda bir sahneyi kısa bir süre izledim.dizinin 2. bölümüydü zannedersem.1. bölümünü de daha önce izlemiştim.2 bölümde de aynı sahneler aynı komikleştirilmek istenen diyaloglar vardı.Şafak Sezer'in oyunculuğuna yakışmayan bir dizi olmuş.

Her bölümde eşinin onu aynı süpürge fırça ile banyoda yıkaması şaka gibi!Her bölüme aynı sahneyi koyma amaçları insanları kandırmaktan başka birşey olmasa gerek.Yada senaryo fakiri yazarlar, gülünecek başka bir espri bulamayıp tek sahneyi her bölüme koymuşlar.

Dizinin adının "Türk Malı" olması da türklüğe hakaret gibi görünüyor.Sanki her türk erkeğini, eşi banyo ediyormuş gibi ortaya komik bir durum çıkmış.Çok saçma olmuş.Ekranlarda daha kaliteli yapımlar görmek istiyoruz.

Şafak Sezer ve Binnur Kaya gibi usta oyuncuların daha kaliteli senaryolarda birarada olması gerekmiyor mu?

Turunç Ağaçları


Bu yaz başlangıcı için,şehirde ağaçları portakal şeklinde kesmeye başladılar.Ağaçların kesilen yaprakları için belediyeye içten içe kızsam da şekilleri çok hoşuma gitti.Hele gece olunca ışıklandırmalarla harika oluyor.Yol boyu top turunç ağaçlar var..

Turunç acı bir meyve olduğu için kimse koparma zahmetinde de bulunmuyor.Dallarında portakal gibi görünen turunçlar şehir merkezine ayrı bir hava veriyor.

Bu arada turunç suyu zayıflamak için çok iyi bir gıda imiş.Öyle ki ilk mezun olduğum yıl görev yaptığım köydeki bayanlar benden turunç getirmemi istemişlerdi.Ben de elime bir poşet alıp sokaktaki bütün ağaçlardan turunç toplamıştım. :) Tadı çok acı.Deneyenlerin söylediğine göre zayıflamada gerçekten büyük etkisi varmış.Yolunuz Antalya'ya düşerse toplamadan gitmeyiniz derim :)

Irmağa Tebessüm Eden Güneş



Sıcak güneş, gülen yüzünü yavaş yavaş göstermeye başladı.
Antalya da yine kısa geçen bir kış bitti, diyebiliriz.
Manavgat Irmağının, yağışlardan dağılan kenar yapıları kendini toplamaya başladı.
Ne tuhaf..Birçok insanın ırmağı görmek için kilometrelerce uzaktan geldiğini düşününce, benim gözümün önünde olan ırmağı olağanüstü birşey olarak görmemem alışkanlıktan olsa gerek..
Bilmediğimiz, içinde olmadığımız hayatlar, şehirler her zaman bizlere farklı gelir ama hergün yaşayan gören insan için olağanüstü bir durum yok gibidir.
Irmağı seviyorum...
En çokta; kışın ırmak taşınca, balık tutmanın kolaylığını seviyorum :)
İyi ki varsın Irmak!

23 Mart 2010 Salı

Kromozom Sayımız ve Patates


Evrimcilerin "insan ile maymun arasındaki genetik benzerlik" konusunda kullandıkları örneklerden biri, insanda 46, şempanze ve gorillerde ise 48 kromozom bulunmasıdır.


Evrimciler, kromozom sayılarının yakınlığını evrimsel bir ilişkinin göstergesi sayarlar.

Oysa eğer evrimcilerin kullandığı bu mantık doğru olsaydı, insanın maymundan daha yakın bir akrabası olması gerekirdi: "Patates"! Çünkü patatesin kromozom sayısı insana goril ve şempanzeden çok daha yakındır: 46. Yani insan ve patates kromozomları eşit sayıdadır. Bu durum, DNA benzerliğinin evrime kanıt oluşturmayacağının çarpıcı bir göstergesidir.

Darvinizm yanlılarının maymunlar hakkındaki bu direnişine uygun olarak, insan neslinin dini inançlarımız gereği topraktan geldiğine inandığımzı söyleyerek, patatesinde toprakta yetişen bir gıda olduğunu düşünerek kromozom sayıları arasındaki benzerliğin bir tesadüf olmadığını söylersem saçma olmaz eminim ki..

Taşınma Durumları


Şu sıralar evden "taşınma" işi var gündemimizde.
Ev taşımayı hiç sevmiyorum.(Ama taşındıktan sonra paketleri açıp herşeyi yeniden düzenlemeyi seviyorum.)
Hele taşınılan ev kira olunca hiç hoş olmuyor.
Hoş, bu dünyada da kiracı olduğumuz için pek değişen birşey yok diyebiliriz...

Kendi evimiz şehirden biraz uzak olduğu için orayı kiraya verip, ordan gelen kiranın üzerine biraz daha ekleme yaparak merkezde bir evde oturuyorduk.
Kendi evimiz yepyeniydi 1 yıl kiracı oturduktan sonra ev bir garip oldu.
Kiracı temiz kullanmış, ama ne kadar da olsa yıpranıyor ev.
Şimdi içinde biraz tadilat yapılması gerekiyor bizde kiradan kurtulup kendi evimizde oturma kararı aldık gibi.
Tek sorun, oturacağımız evin şehir merkezine uzak olması.Onun dışında ırmak manzaralı  ve çift asansörlü olması benim için şahane bir durum.
 
İnsan ömrü kuş misali,ordan oraya..
Ne zaman ne yaşayacağınızı hayatın sizi nerelere sürükleyeceğini bilemiyorsunuz.Bilmesem de her gün uyandığımda hakkımda hep hayırlı olanı diliyorum.Az olsun ama hayırlı olsun,kazasız belasız olsun hayat..

Yunus Emre ne güzel söylemiş;

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş


Kadının Toplumdaki Yeri



Son günlerde haberlerde hep şiddet içerikli olaylar var.Son 1 ayda en az 10 kadın, "Onu Seviyordum" diye tanımlanıldığı erkekler tarafından, aşkına karşılık bulamadığı için, vahşi şekilde öldürüldü.

Birisi bizi seviyor diye bizde onu sevmek zorunda değiliz.İnsan gerçekten sevdiği birisinin yaşam hakkını elinden alabilir mi? Hayır!

Kaldı ki "ben seviyorum o da beni sevecek, sevmeli (!)" düşüncesine sahip insanların mutlaka psikolojik sorunları vardır, ve durumu saplantı halina getirmişlerdir.

Öyle ise bu katillerin yaptıkları istediği birşeye sahip olamama  hırsıdır.Bu hırsı bir insanın hayatını elinden alabilecek kadar ileriye götüren canilerin, eğitimci olanlarını görmekte insanı ayrıca bir korkuya düşürüyor.

İnsanların çocuklarını emanet ettiği kişinin bir katil olarak televizyonlarda gösterilmesi toplumun kanını donduruyor.Aslında yapılması gereken; bu şekilde eğilim gösteren kişilikler, şikayet ile tespit edildiklerinde tedavileri başlatılmalı ve görevlerinden alınmalıdır.

Kız çocuklarını okutmaya yönelik kampanyalar süre dursun, toplumun bir kesiminde hala şiddete maruz kalan, eğitimli olduğu halde erkekler tarafından "kararlarında direndikleri için" katledilen kadınlar var.Demek ki sadece okutmak ve okumak  ile olmuyor.Görüyoruz ki, "Herkes okusun okumayan kalmasın" mantığı tek başına yeterli değil, eğitimli insanlarda yanlış şekillerde karşımıza çıkabiliyor.Önemli olan Topluma ve bireylere kadının toplumdaki gerçek yerini gösterebilmek.Çağ atladıkça, eğitimli kadınlar sayesinde  bunun önemi tabiiki daha fazla anlaşılıyor ama verilen kurbanlar ile beraber ilerliyor...



Kopya Çeken Minik Öğrencilerim



"Başarılar" diyerek,sırtımı tahtaya  dönünce, çizmesinin arasındaki küçük kağıtları çıkardı ve   bacaklarının arasına koydu.Hızla sorulara göz attı.Görmemezlikten geldim.Sıra aralarında yürürken,sürekli sırtım ona dönük kaldım. Teker teker çizmesinden minik kağıtlara yazdığı kopyaları çıkarıp ,sınav kağıdının altına koydu.Farkedince, yanına doğru yürüdüm.Gözlerine baktım, yüzü kızardı onu arkadaşlarının önünde küçük düşürmek istemedim.Elimi kağıdının üstüne koydum, yüzüme yalvarırcasına baktı." Okul numaranı yazmamışsın " dedim. Derin bir nefes aldı.Kopya ile yazdığı cevaplara baktım. "Daha iyisini yapabilirsin" dedim.Arkamı döndüm yandan ne yaptığını izliyorum.Sınav kağıdının altından kopya kağıtlarını çıkarıp heyecan ile yere attı.Kendi bildikleri ile sınav kağıdını cevaplamaya koyuldu.

Önündeki arkadaşı da uç kutusunu elinden bırakmıyor arkamı dönmemi kolluyor, döndüğümden emin olunca uç kutusunu çevirip bakıyor.Hızla dönüyorum ,elinden atınca " tık " diye bir ses geliyor uç kutusundan..Bir diğeri sıraya yazmış kopyasını..Diğeri avucuna ..diğeri, yanındaki arkadaşının kağıdına bakmaya çalışıyor.Bir diğeri çalışmış kendi emeği ile yapmaya çalışıyor.Hepsini biliyorum,görüyorum..

Öğrencilik hayatım boyunca hiçbir zaman kopya çekemedim.Üniversitede bir arkadaşım dersten geçsin diye sınav kağıtlarımızı değiştirip onun kağıdınıda ben yazacaktım.Sınav günü yapamadım.Kağıdımı açtım bakıp yazsın diye onu da okutman hoca hemen gördü ve beni ön sıraya tek başıma oturttu.Kopya çekmekte bir nevi hırsızlık.Bazıları masumca görünse de hırsızlık..Ama şu da var ki kopya çekerken minik kağıtlara yazılan o bilgileri  kopya stresi esnasında zaten ezberliyor insan..

Lisede arka sıramda oturan bir kız arkadaşım vardı.Okulu kopya ile bitirdi.Nasıl yapıyordu bilmiyorum ama öğretmen arkasını döner dönmez ders kitabını sıranın üstüne koyar,hızla cevapları yazardı.Şaka değil resmen kitabı sıranın üstüne koyup sınavı o şekilde geçerdi.Kopyayı da herkes çekemez,kopya çekmek için bile çalışmak gerek.Hangi konunun hangi sayfada olduğunu bilmeyen insan kopyada çekemez.

Benim minik öğrencilerimde öğretmen görmüyor edası ile kopyalarını çekiyorlar.Kopya çekerken yakalanan disipline verilmeliymiş.Kopya çekmeyen öğrenci varmıdır?


Her Canlı Ölümü Tadacaktır



Her cuma günü  mezarlık ziyaretine giderim.Ölümü ve ölüleri anmak ruhuma iyi gelir, yaşama amacımı ve şükretmeyi her gidişimde yeniden öğrenirim.Her gidişimde, toprağın içinde yatan bedenleri düşünüp aslında herşeyin ne kadar boş ve geçen zamanın " canım sıkılıyor" demeye yer kalmayacak kadar ne kadar değerli olduğunu, yeniden öğrenirim.

"Her ölüm erkendir biraz" denir.Ama hiçbir ölüm zahmetsiz değildir.Asıl zahmet; acıdır.Uzun yolculuk uzun zahmetler verir insanoğluna.Ömür uzun yolculuk için sınav yoludur.

Her insan aslında kendi cennetini ve cehennemini önce dünyada yaşar, yaşatırır.Ölümden sonrası bilinmez,giden gelmemiş..

Bu hafta mezarlığa asılmış bir yazı dikkatimi çekti.Yazı aynen şu " yıkama + cenaze kaldırma + mezar yeri+defin 789 TL."Ölüm bile parayla dedim, mezarlıktan çıkarken..

Yeni defin yapılan bir cenazenin yanına yaklaştım, öyle ya ben daha önce hiç bir bedenin toprağa koyulmasını görmemiştim.İzleyemedim, uzaktan baktım.Çok acı olsa gerek, sevenlere için..Toprağa girdiğini bilmek... onu orada bırakıp gitmek...Bir daha bu dünyada onun hiç olmayacağını bilmek ...Düşününce ne kadar korkunç değil mi? Oysa ki belki de tam tersi ...

Mezarlıkta tanıdığım bir ölü yok.Bütün yakınlarımın mezarı memlekette.Bizim oralarda her cuma mezarlıklar ziyaret edilir.Çok kalabalık olur mezarlar.Mezarlıklara dökülmesi için kovalarda su satan çocuklar ordan oraya koşturur.Bisküvi arası lokumlar, çikolatalar dağıtılır..Burada (antalya) hiç öyle birşey yok.Mezarlıklar hiç ziyaret edilmiyor gibi.

Tanımadığım mezarları gezip, üzerlerindeki kuru yaprakları temizledim.Bazı zengin aile mezarlıklarını gördüm.Etrafları tellerle çevrilmiş ,mezarların üzerlerine değişik çiçekler ekilmişti.Ölümü bile kapitalizm gösterişi sarmış..

Söylene söylene mezarlığın çıkışına vardım.Farkında değilim "Ölüm bile para ile " diye bağırarak söylenmişim.Bekçi kapıda önüme çıktı.Sohbet ettik biraz.

Ölüm olağanüstü birşey gibi..Yüzyıllar boyu her konu üzerine kitaplar yazılmış, araştırmalar yapılmış.Hergün kimbilir kaç konuyu tartışıyoruz ama ölüme uzakmışız gibi davranıyoruz.Hatırlayamıyoruz.

Ölüm;Olması gereken birşey,oluyor..Olması gerek..Hayatın akması için...

Toprağın Haykırışı

Hayaller bir toprak parçası ile başlar..
Topraktan yaradılmuş insanlar..

Azdan çok.çokdan az yapılabilirmiş
   Emeği öğrenmeliymiş insan
sahip olmadan önce;
kazanmayı...
Ait olmadan önce ;
kaybetmeyi...
Sevmeden önce;
 birgün herşeyi bırakıp toprakla birleşeceğini bilmeliymiş insan...

Önce hayal kuracaksın, sonra hedef belirleyeceksin
çalışacaksın...
 belki sahibi olursun hayallerinin
 belki gücün yetmez sahip olmaya...
Ama düşleyeceksin umut edeceksin
Zaman geçecek sahibi olacaksın,
 ama ömrün bitmiş olacak
her hayat tadacak toprağı ...


Bir boş arazi hayatını anlatmaya yetecek...

Belki kaldırırız seni, toprak ruhunu verirse değişirsin belki
Ya biz ?
Farklılaşırmıyız?
Aynı mı kalırız?

Evimizin temeli hayallerimizin toprak ile reenkarnasyonu ..



Dalan Zeytinyağlı Sabun

Pazar günü alışveriş yaparken Dalan'ın Zeytinyağlı sabunlarından aldım.1 kalıbı 1  TL.Fiyatı oldukça uygun.Annem herzaman söyler;"- zeytinyağlı sabun saçlarda kan dolaşımını arttırır yavrum,Ayrıca vücut üzerinde dinlendirici etkisi vardır"


Sabunu aldığım günden beri başucumdan ayırmadım.Kokusu sanki beni çocukluğuma götürüyor.Eskiden arap sabunları vardı,hani böyle kiloyla satılan poşetlerde...Her banyoda mutlaka onlardan bulunurdu.Onun kokusuda tıpkı zeytinyağlı sabun gibiydi.Ucuzdu ama pahalı duş jelleri yerine onlardan kullanırdık daha kaliteliydi..Ahhh çocukluğum herşeyi bir başkaydı sanki..

Dün gece sabunlardan bir kalıbı da Dolaptaki hurçta bulunan havluların içerisine atmıştım.Bugün hurç'u açtığımda havluların hepsinin zeytinyağı koktuğunu gördüm :) Afyon-gazlıgöl'e kaplıcaya gitmiştik, orayı anımsadım birden.Çeşmeden akan sular bile termal su olduğu için,kükürtlüydü ve heryerde kükürt zeytinyağı karışımı bir koku vardı.

Sevdim ben bu sabunu.Saç dökülmelerini engelliyor mu açıkçası onu da merak ediyorum.Ama cildinde sivilce ve akne sorunu olanlar için güzel bir terapi sabunu olduğunu söyleyebiliriz.Denemek Gerek!

22 Mart 2010 Pazartesi

Haftabaşı Notları



Ruhat Mengi çok antipatik bir kadın.Pazar günleri elimde kumanda kanalları gezer iken, adından da anlaşılacağı üzere tamamen kendi ideolojik görüşlerini kabullendirmek için hazırlayıp sunduğu programa denk gelmemek için elimden geleni yapıyorum.Her ne hikmetse bu pazar denk geldi ve tam Program yaptığı kanal açıldığı sırada bir tartışmasına şahit oldum. TBMM Anayasa Komisyonu başkanı Burhan Kuzu ile canlı yayında konuşuyorlardı."Taraflı yayın yapıyorsunuz " dedi Burhan Kuzu..Vah dede vah.Böyle bir hatuna hiç kendi programında öyle denir mi?(Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar:p) Ruhat Mengi öfkeden çılgına döndü ve saymaya başladı.Kanalı değiştirmeden en son duyduğum laf " trt yi de kendinize benzettiniz, akp kendini çok akıllı sanıyor " ...

Taraflı olduğunu kendi dili ile bağırıyor, halk kimin ne olduğunu biliyor kimse kendini haklamasın.Komik kadın şu Ruhat Mengi..Bakınız bütün haber manşetleri bugün şu başlığı atmış "Ruhat Mengi canlı yayında çıldırdı.."
Fazla söze gerek yok bu cümle açıklar herşeyi..



Cumartesi günü "Kadın olmak suç mu?" diye bir film izledim.Tamamiyle yaşanmış bir olaydan alıntılanan filmde erkek olarak doğan ama kendini hep kadın hisseden bir insanın yaşadıkları anlatılıyor.Film oldukça güzel,önyargıları yıkabilir nitelikte.Bazen empati kurmanın ne kadar da  önemli olduğunu, başkalarının hayatlarında hoşumuza gitmeyen şeylerin aslında onlarında yaradılışından kaynaklandığını bilmek gerek..Önyargılarıyla yüzleşmeli insan..


Yeni Zelanda da askerlik isteğe bağlıymış.İsteyerek askere gidenler de maaşlı olarak askerlik yaparlarmış.Birisi ; "Askerlik yangelip yatma yeri değidir mi demişti?"


 Güneri Cıvaoğlu'nun sunuculuğunu yaptığı Şeffaf Oda Progragramına Beren Saat konuk olarak katılmıştı.Kız çocuklarının okutulması için yapılan etkinliklere tablolarıyla katılım yapmış.Sevdik cici kızı.Babaannem ise onu ekranda görünce "aaa bu kocasını aldatan bihter değilmi " dedi.Aldı hepimizi kahkaha.
" -evet, tontonum,doğru bildin.Yerim ben seni!"


Yeteneksizsiniz Programı finale erdi.Final sonucu açıklandığında yarışmayı kaybettiğini duyan Bilal Göregen için üzüldüm.Çok üzgün göründü..Gözlerinin açılması için,belkide bütün umudunu oraya bağlamıştı.Onun gözlerine umut ışığı olacak birileri yok mu?

İnsanların birlikte olan kişilere sürekli "Ne zaman evleneceksiniz?, Ne zaman nişanlanacaksınız? " gibi psikolojik baskı yapmalarından hiç hoşlanmıyorum.Size ne yahu.

Bazen okumuş insanlar okumamışlardan daha cahil oluyor.Zır cahil dersen yeridir.Doğrusu okumuşun cahili de hiç çekilmiyor..

Köydeki öğrencilerim nevruz da gül dallarına dileklerini yazıp asmışlar.Dilekler okunursa gerçekleşmezmiş.Birisini bu sabah okudum. " yumuşak bir spor ayakkabı" dilemiş.Dilek, hemen anneciğe söylendi ve bir spor ayakkabı alındı. Arkadaşlarından gizlice ona giydirildi."Sağ elinin verdiğini sol elin görmemeliymiş" öğrenildi..Teşekkürler anneciğim..


Küçükken hep yazar olmak isterdim.İlkokulda, Küçük piyesler yazardım okulda gösteri yapardık onunla.Ortaokulda, kompozisyon yarışmalarından birincilikler aldım.Lise de yazdığım kompozisyonlarda il çapında birinciliklerim oldu.Ama sonra baktım her konuşanı içeriye atıyorlar.Kitaplarını okuduğum idol olarak seçtiğim yazarlar bir katil gibi hapishaneye tıkılıyordu.Düşünce suçlusu olmak katil olmak gibi birşey diye yazarlık kariyerimi sonlandırdım.Şimdi blogla devam ediyorum.Allah sonumu hayır etsin :p


Üniversitede hocalara bol bol -tabiri caiz ise- yalakalık edeceksin, hoca ile ters düşmeyeceksin, bildiğin soruları bilmiyor gibi yapıp odasına giderek çalışkan öğrenci modunda görüneceksin.Hayır ben yapmadım da bunları.Yapanları gördüm sınavlarda aynı notu alırdık ama ortalamaları bizden yüksek olurdu.

Mezun olduktan sonra, sana işi düştü diye ziyaretine geleceğini söyleyen hocaya, benim gibi umursamaz bir tavırla, eski telefon numaranı vererek "-çok yoğunum ulaşamayabilirsiniz" diyeceksin.Ama bununla övünmeyeceksin.


Yaz yaklaşıyor.Tombiş teyzeler,sabahtan yine yürüyüş yollarını doldurmaya başladılar.Siz bütün kış yiyin yemekleri, tatlıları sonra da zayıflayacağım diye yürüyün saatlerce.Umut fakirin ekmeğidir ye teyzem ye...Pardon yürü teyzem yürü..


Herşeyin açılımı yapıldı.Bir türbana açılım yapılamadı.Çarşafı yırtan zihniyet türbanı da açar (!)

Bir türk mucit, uydudan takip edilebilen silah yapmış.Aklını sevsinler.Hükümette yakında uydudan takip edilebilen bir açılım yapsa fena olmaz.Neyi açacaksanız çabuk açın kardeşim insanlar ölmesin!


Yere tüküren türk, eğitimini tamamlayamamiş türktür, yani milli eğitim bakanligina baglı ilk ve orta ögrenim diplomaları iptal edilmesi gereken türktür, dolayısıyla universiteye girebilmek icin yeterli koşullara sahip degildir.


Üç maymun oyunu gittikçe yaygınlaşıyor.Herkes kendi ekmeğinin derdinde.Görmedim...Duymadım...Bilmiyorum...

Çocukluğumun şarkısı :Adavapuru yandan çarklı simitçi kahveci gazozcu ooo şinanay yavrum şinaşinanay....

İnsan büyüdükçe hayallari de küçülürmüş..Çocuk olmak ne güzel..

21 Mart 2010 Pazar

Carte d'Or Dondurmalı Pasta


Daha önceki yazımda annemin "hasta olursunuz" diye almadığı, Cart d'Or Dondurmalı pastadan bahsetmiştim. Bugün alışveriş yaparken, "Antepfıstıklısını " aldık ve eve gelir gelmez hemen kardeşimle hızlıca paketini açtık :) Paketi açarken bir yandanda yaş pastalı dondurma yemenin hayallerini kuruyordum, ama o hayallerim suya düştü :( Çünkü "Cart d'Ore Dondurmalı Pasta" diye satılan şey (bu arada fiyatı 12.90 TL); bildiğiniz petibör bisküvinin üstüne dondurma koymuşlar.Ona da dondurmalı pasta demişler."Pasta " sözcüğüne aldanıp dondurmalı pasta hayali kurarsanız, benim gibi suya düşer hayalleriniz..

Üstündeki dondurması güzel ama neden altına bisküvi gibi bir katman koyma gereği duymuşlar anlamadım.Saçma olmuş."Dondurmalı pasta" denilince insanın aklına yaş pasta gibi sadece aralara koyulmuş dondurma geliyor..

Neyse sonuç olarak ben dondurmalı pastanın altındaki büsküviyi çatalla ayıklayarak sadece dondurmasını yedim.Pek de hoşnut kalmadım bu durumdan. :(

Sloganda yazdığı gibi  "Nefis Pasta " dedikleri pasta nerede ???

19 Mart 2010 Cuma

Çek Git


kalbimi tekleten bir soğuk kabustan uyandım
vezinler arşınladım yolun uzundu sustum
pusularını iyi gizlemiş aşklar yakaladım
oysa masabaşı bir iş hayal ederdi annem
tuttum serseri oldum
üzgünüm
ayaklarımda yerçekimi boşluğu sancıyor
yürümek
sanki senden uzaklaştırıyor beni
ağzımda sigara kolumda bir ip parçası
yorgun bastonumda annemden ninniler
oysa bu kulaklar alışık değil güzel sözlere
birkaç ruh hali birden sığıyor gözlerime
üzgünüm
tekliyor kalbim soğuk gecelerde
durup dururken seni özlüyorum
takvimlere küfrederek
ve bir temmuz akşamı gibi yanıyor akdenizli gözlerim
akdenizin tuzu batıyor yüzümden savrulan şu gerçeğe
ve artık ispanyol şarkılarıyla yaşıyorum gidişini
ağıt dolu çingene sesleriyle boğuşuyorum
yorgun baston sessizce köşesine çekiliyor...
sana yazdım evet
en sevdiğin mevsimde
kuşların biriktirdiği göç yollarının üzerinde
mürekkebi dağılan saman kağıtlara yazdım
kırık dökük hasretini
damlarda rüzgarın soluduğu bir gecede
yorganın altına saklanmış bir çocuk gibi beklerken
zamana kafa tutar gibi yazdım
içimde biriken kir
ve abdest sularının dingin serinliği kahrediyor beni
kalbimin teklemesinde
yitik bir mezar gibi arıyorum gözlerini
bulsam sorgusuz sualsiz gireceğim
roman karakterleri fırlıyor
çöpçülerin süpürdüğü yapraklardan
sonbaharın en huzurlu yapraklarını asıyorlar
fark etmeden
kızıyorum ağaçlara
salmayın çocuklarınızı dışarı
sana yazdım evet
birileri sonbahara işkence ederken
yokluğunu yazdım
altı çizili bir yalnızlığı özlerken
bugün kendimi düşündüm ellerinde
acıyla rekabet edecek kadar
körpe bakıyorum
bugün moda sahilinde yürüdüm
gözlerimi kapatıp
fark ettim de
gözlerimi kapayınca deniz daha mavi
yürüdüm denizin üzerinde
sana yürür gibi
bugün
kendimi astım kendime
çarmıha gerer gibi
telefon ettim birilerine
açan olmadı
gece yosun bağladı
bugün
uzun şiirler yazdım militan duvarlara
kedileri sevdim
sıcaktan mayışmış gözleri kapalı kediler
bir tek kendimi sevmedim belki
bu yüzden deli dediler
bugün
kelimelerden gemiler yapıp
denize bıraktım
gittikleri yeri görmeyeyim diye
koştum
dönüp ardıma baktığımda
yağmur yağdı kayalara
bir de ben yağdım
koştum
bir mezarlığa
gemiler de koştu
ben yağdım
bir küçük çocuk gibi oturdum kaldırım kenarına
kaldırım koştu
ben sustum
bugün
zamanı hesapladım kendimce
ne saat ne takvim ne ay ne yıl
hepsini çöpe attım
bir kibrit çaktım gökyüzü griydi
yağmur yağdı yağmuru çöpe attım
çocuk kalktı kaldırımdan bana baktı
kucağında üç yaşında bir kedi ağlıyordu
ben sustum çocuk konuştu kedi dinledi
yağmur yağdı kaldırımları çöpe attım
beni öptüğün ilk gece
zaten var olmamıştım
bugün
ruhumdan bir aritmetik beni çözdü
ama bana anlatmadı kimdim ben
bugün yağdı
çocuk ben kedi izledik
gökyüzü konuştu biz dinledik
koştuk ardımızda korkularımız kaldı
beni öptüğün ilk geceden kaldı
kalbimde zift gibi bir gece ağladı
bugün
insanların yüzünde telaş gömülü
örtündüm sıcaktı sular baktığımda
beni mahkemeye çıkarır gibi sevdiğin gece
saçlarım beyazdı fark ettin mi
sigara yaktım gece söndü sular soğudu
sansürleri kuşattım kaleler aldım
ruhuma karabasan yapıştı
ruhum içimde bir fabrika beni sürekli dişleyen
parmak izlerimde bir kimlik saklı
adı bilinmeyen
bugün
kendimi düşündüm ellerinde
saçlarını kokladığım otobüsleri yaktım
bugün yaptım evet
ruhumu toprağa miras bıraktım
beni alıkoy
tütünün hasat vakti
kağıdına doldur sevdamızı
beni alıkoy
at peygamberleri yakmayan ateşin içine
yansın yaralarımın çığlığı
beni alıkoy
dik lale bahçelerine kavakları
ölümü hatırlasınlar cami dağılırken
gidiyor musun
çek git
nefsine bağladığın sazı çal ergen düşlerinde
git depresyona gir batılı korkularla
yalnızlığıma saplanan bir bıçak gibi
çek git...

Yazan:Umut Aydın