26 Nisan 2010 Pazartesi

Yaşamaya Dair


Başkalarının istediği gibi yaşamayacaksın, koşacaksın kırlarda, salıncağa bineceksin..Başkaları ne der düşüncesi ile koşarken durmayacaksın..

Okulu bitirdikten sonra meslek sahibi de olunca yada erkekler askerden dönünce aileler genelde evlenme baskısı yapmaya başlarlar.Çoğunlukla kızlar erken evlenir.Çünkü belirli bir yaşa geldikten sonra çevrede " evde kaldı" diye laf yayılır.Ki öyle olmaz, aslında evde kalmak ister.

Evleneni de pişmandır evlenmeyeni de.Bekarlık sultanlık gibime geliyor.Hatta padişahlık... Herşeyin tek söz sahibi sizsiniz.Sırtınızda sorumluluk yükü olmaz.İsteğiniz gibi gezersiniz.Ama evlenince durum farklılaşır.Zamanında evinize gitmek zorundasınız, sorumluluklarınız artar.Arkadaş çevreniz mecburen değişir.Evde sizi bekleyen biri vardır.Bayansanız yemek yapma derdiniz olur, bir de çocuklarınız varsa bütün gün onları düşünürsünüz.Sadece bugünlerini düşünmek yeterli olmaz, geleceğini de düşünmelisiniz.Çünkü hayatta yer edinmek, varolmak hiç kolay değil.Maddi ve manevi açıdan geleceklerini kurmak zorundasınız."Saldım çayıra mevlam kayıra" yaparsanız o başka..

Aslında konu bu değil.Toplum olarak başkalarının yönlendirmesi ile yaşıyoruz.Evlenmeden önce; "niye evlenmiyorsun?" Evlendikten sonra; " ne zaman çocuk yapacaksınız?" soruları ile boğuyorlar insanları.Bu Psikolojik bir baskıdır.

Ataerkil birtoplum olduğumuz için erkeklerin kız arkadaşı olduğunda sırtı sıvazlanır ama bir kız normal bir erkek arkadaşı ile görünse bile kıyamet kopar.Öğrencilerimden çok görüyorum.Okul arkadaşına yolda selam verse, babasından dayak yiyen kız çocukları var güzel ülkemde.Bir yandan bazı kesimler aşırı rahatlık isterken, diğer yandan da fazla baskı altında yaşayan kızlarımız var.Bir orta yolu olmalı..

Bırakın da -abartmadan- herkes istediği gibi yaşasın..

Başkalarının hayatına karışmaktan vazgeçin.Birşeyleri eleştirirken önce bir dönüp kendime bakıyorum, "çok mu mükemmelim? başkasında eleştirdiklerimi yapmıyormuyum?" bunu düşünüyorum, biraz empati biraz bunlarla hayat daha yaşanılabilir ve anlaşılabilir hale geliyor..

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.


Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.



Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Nazım Hikmet RAN


Neşe Tuana

5 yorum:

EBRULİ GÜNCE dedi ki...

Evlenmeden önce; "niye evlenmiyorsun?" Evlendikten sonra; " ne zaman çocuk yapacaksınız?"
bu kadarla kalmaz ki
ilk çocuğun büyümemiştir henüz,ikinciyi düşünüyor musunuz derler
ikisi kız veya erkekse üçüncüyü yapacak mısın derler...
Milletin işine burnumuzu sokmadan rahat edemeyen bir milletiz biz canım...

C3Moi dedi ki...

Evlilik o kadar kötü mü..?

!♥ tuana ♥ ! dedi ki...

ebruli günce; galiba başkalarına karışmak toplumun daimi bir görevi, karışmazlarsa rahat etmezler :)

C3Moi; iyi yönleri de vardır heralde.Evli olmadığım için buna doğru bir yanıt verebileceğimi sanmıyorum:)

hayal perest dedi ki...

ahhh ahh o çocuk derdi bizdede var :(

!♥ tuana ♥ ! dedi ki...

hayal perest, geç olsun hayırlı olsun:)