19 Mart 2010 Cuma

Çek Git


kalbimi tekleten bir soğuk kabustan uyandım
vezinler arşınladım yolun uzundu sustum
pusularını iyi gizlemiş aşklar yakaladım
oysa masabaşı bir iş hayal ederdi annem
tuttum serseri oldum
üzgünüm
ayaklarımda yerçekimi boşluğu sancıyor
yürümek
sanki senden uzaklaştırıyor beni
ağzımda sigara kolumda bir ip parçası
yorgun bastonumda annemden ninniler
oysa bu kulaklar alışık değil güzel sözlere
birkaç ruh hali birden sığıyor gözlerime
üzgünüm
tekliyor kalbim soğuk gecelerde
durup dururken seni özlüyorum
takvimlere küfrederek
ve bir temmuz akşamı gibi yanıyor akdenizli gözlerim
akdenizin tuzu batıyor yüzümden savrulan şu gerçeğe
ve artık ispanyol şarkılarıyla yaşıyorum gidişini
ağıt dolu çingene sesleriyle boğuşuyorum
yorgun baston sessizce köşesine çekiliyor...
sana yazdım evet
en sevdiğin mevsimde
kuşların biriktirdiği göç yollarının üzerinde
mürekkebi dağılan saman kağıtlara yazdım
kırık dökük hasretini
damlarda rüzgarın soluduğu bir gecede
yorganın altına saklanmış bir çocuk gibi beklerken
zamana kafa tutar gibi yazdım
içimde biriken kir
ve abdest sularının dingin serinliği kahrediyor beni
kalbimin teklemesinde
yitik bir mezar gibi arıyorum gözlerini
bulsam sorgusuz sualsiz gireceğim
roman karakterleri fırlıyor
çöpçülerin süpürdüğü yapraklardan
sonbaharın en huzurlu yapraklarını asıyorlar
fark etmeden
kızıyorum ağaçlara
salmayın çocuklarınızı dışarı
sana yazdım evet
birileri sonbahara işkence ederken
yokluğunu yazdım
altı çizili bir yalnızlığı özlerken
bugün kendimi düşündüm ellerinde
acıyla rekabet edecek kadar
körpe bakıyorum
bugün moda sahilinde yürüdüm
gözlerimi kapatıp
fark ettim de
gözlerimi kapayınca deniz daha mavi
yürüdüm denizin üzerinde
sana yürür gibi
bugün
kendimi astım kendime
çarmıha gerer gibi
telefon ettim birilerine
açan olmadı
gece yosun bağladı
bugün
uzun şiirler yazdım militan duvarlara
kedileri sevdim
sıcaktan mayışmış gözleri kapalı kediler
bir tek kendimi sevmedim belki
bu yüzden deli dediler
bugün
kelimelerden gemiler yapıp
denize bıraktım
gittikleri yeri görmeyeyim diye
koştum
dönüp ardıma baktığımda
yağmur yağdı kayalara
bir de ben yağdım
koştum
bir mezarlığa
gemiler de koştu
ben yağdım
bir küçük çocuk gibi oturdum kaldırım kenarına
kaldırım koştu
ben sustum
bugün
zamanı hesapladım kendimce
ne saat ne takvim ne ay ne yıl
hepsini çöpe attım
bir kibrit çaktım gökyüzü griydi
yağmur yağdı yağmuru çöpe attım
çocuk kalktı kaldırımdan bana baktı
kucağında üç yaşında bir kedi ağlıyordu
ben sustum çocuk konuştu kedi dinledi
yağmur yağdı kaldırımları çöpe attım
beni öptüğün ilk gece
zaten var olmamıştım
bugün
ruhumdan bir aritmetik beni çözdü
ama bana anlatmadı kimdim ben
bugün yağdı
çocuk ben kedi izledik
gökyüzü konuştu biz dinledik
koştuk ardımızda korkularımız kaldı
beni öptüğün ilk geceden kaldı
kalbimde zift gibi bir gece ağladı
bugün
insanların yüzünde telaş gömülü
örtündüm sıcaktı sular baktığımda
beni mahkemeye çıkarır gibi sevdiğin gece
saçlarım beyazdı fark ettin mi
sigara yaktım gece söndü sular soğudu
sansürleri kuşattım kaleler aldım
ruhuma karabasan yapıştı
ruhum içimde bir fabrika beni sürekli dişleyen
parmak izlerimde bir kimlik saklı
adı bilinmeyen
bugün
kendimi düşündüm ellerinde
saçlarını kokladığım otobüsleri yaktım
bugün yaptım evet
ruhumu toprağa miras bıraktım
beni alıkoy
tütünün hasat vakti
kağıdına doldur sevdamızı
beni alıkoy
at peygamberleri yakmayan ateşin içine
yansın yaralarımın çığlığı
beni alıkoy
dik lale bahçelerine kavakları
ölümü hatırlasınlar cami dağılırken
gidiyor musun
çek git
nefsine bağladığın sazı çal ergen düşlerinde
git depresyona gir batılı korkularla
yalnızlığıma saplanan bir bıçak gibi
çek git...

Yazan:Umut Aydın

2 yorum:

SeViL ( DenizFeneri ) dedi ki...

Düşündürücü ..
Manadar bir yazı..
Teşekkürler paylaşım için..

Sevgilerle..

!♥ tuana ♥ ! dedi ki...

Rica ederim.
Sevgiler..