11 Aralık 2009 Cuma

Tuz Kadar Sevmek

zamanın birinde bir kral varmış. bu kralın üç kızı varmış. birgün kral bu üç kızını çağımış yanına sıra ile sormaya başlamış gelinlik yaştaki kızlarına:



-kızım beni ne kadar seviyorsun? demiş en büyük kızına
-dünyalar kadar babacığım demiş kız.


kral çok mutlu olmuş.


-afferim benim kızıma seni komşu ülkenin yakışıklı prensi ile evlendireceğim. demiş,evlendirmiş nitekim.




ortanca kızına dönmüş sormuş:




-kızım beni ne kadar seviyorsun? demiş.


-dünyalardan çok babacığım. demiş ortanca kızı.


kral yine çok mutlu olmuş.


-afferim benim kızıma. seni de diğer komşu ülkenin yakışıklı prensi ile evlendireceğim demiş.dediğini de yapmış.


sıra gelmiş en küçük kızına. sormuş:


-kızım beni ne kadar seviyorsun?


-tuz kadar seviyorum babacığım.


-vay hain evlat!! sen nasıl beni tuz kadar seversin!! seni fakir ve çirkin bir adamla evlendireceğim. demiş,dediğini de yapmış.


eeee dünya bu, gün gelir devran döner. kral çok güvenmiş zenginliğine ama nafile. borsada oynamış hisse senetleri pul olmuş, devalüasyon olmuş, dolar düşmüş, euro çıkmış, morgıç faizleri yükselmiş bizim kral bir don bir gömlek sokakta kalmış.


-neyse ki kızlarım var onlar beni seviyorlar. demiş


en büyük kızına gitmiş.


-kızım ne hallere düştüm. yardım et. demiş.


-git baba istemiyorum seni. demiş kızı






neyse ki ortanca kızım var demiş kral.ama nafile o da babasını kabul etmemiş.






en son utana sıkıla en küçük kızına gitmiş kral.kızı çok güzel karşılamış babasını, saygıda kusur etmemiş. iyi bakmış bütün gün babasına. ama en son akşam sofrasına oturduklarında kral yemekte hiç tuz olmadığını farketmiş.






-kızım bu yemekler tuzsuz. demiş kral.


-aman babacım tuz dediğin nedir ki? değersiz bir madde yemekte kullansak ne kullanmasak ne? demiş kızı.




işte orada anlamış zamanında kızının demek istediğini babası. yaptığı yanlışı da anlamış.




evet kızı o kadar zenginliğin içinde mütevazi imiş. tuza sadece tuza ipek şallardan daha çok değer verirmiş. ipek şalsız da yaşanır ama tuzsuz yemek yenir mi?




"işte mütevazi mutluluk. o meşhur adile naşit-münir özkul ikilisinin filmleri gibi. tabii bize sadece film gibi geliyor bunlar. bunları yazan kişi olarak kremberiz'e de film gibi geliyor yalan değil.


mutluluk için ne gerekli insana. iyi bir iş, koltuk ısıtmasına kadar full akseuvar bir otomobil, iyi para olmazsa bunlar olmaz zaten, güzel bir ev, güzel bir eş, bir en fazla iki çocuk, yorulmayalım, kentliyiz artık, bebekliklerinde bile bebeklere yarım milyarlık beşikler, kelvin clein don, 150 m2 ev, tatil, dert tasa olmasın, hep gülelim hep eğlenelim.


hayalini kurduğumuz amerikan rüyası "orta sınıf" olmak. bunların hayalini kuruyoruz. tamam abartmış olabiliriz ama anlatılmak istenen sanırım ki ortadadır. "


ne diye kendimize kasarız ki sürekli diken üstünde, at üstünde yaşamak? kendini gerçekleştirmenin yanlış tanımıdır bize anlatılan. nükleer enerjiyi bulmaktır kendini gerçekleştirmek. yüksek standartlarda yaşamak için kasmak kendini gerçekleştirmek değil,



hayatı kaçırmaktır...



tıpkı iki çobanın muhabbeti gibi:


biri diğerine sorar;


-çok zengin olsan ne yapardın?


-hergün soğanın cücüğünü yerdim.

Benim gibi Soğanın cücüğü ile mutlu olabilenlere... :)

1 yorum:

en sevdiğim olurmusun dedi ki...

Hayat öyle kısa ki neyin nereden geleceği hiç belli olmuyor ve bu dünyada yaşamın malla parayla ölçülemeyeceğini bu öyküde de görüyoruz. Açıkcası benim için ailemi geçindirecek kadar kimseye muhtaç etmeyecek kadar kazansam yeter onlara güzel bir hayat sunmak değil mi amacımız gerçi çoğu kişi bunu ilerde farkediyor ama bunu şimdiden farkettirebiliyorsak ne mutlu bize kendi hayatınız ve aileniz için sizde birşeyler yapın ..