1 Aralık 2009 Salı

MARDİN GEZİSİ VE KÜRTÇE

Kurban Bayramında her zaman olduğu gibi Doğu gezisine gittim.Bu yıl yoğunluğumdan dolayı çok kısa bir gezi oldu.Hiçbir yeri gezemedim ama öylesine eğlenceliydi ki..İnsanların sıcaklığı ve sempatikliği herşeye bedeldi.
Mardin'in kızıltepe ileçesinde bulunan "yaylacık" (köyün adını yanlış hatırlamıyorsam)köyüne gittik.Halkı inanılmaz sıcak..Çocukları bir başkaydı sanki büyümüşte küçülmüş hepsi..
MArdin'e gitmişken üniversite de beraber okuduğumuz bir arkadaşımı da ziyarete gittim.Kendisi çok iyi bir doktordur. :)İstanbulda yetişmiş olmasına rağmen oralara çabuk alışmış.Öyle ki bizi evine davet ettiğinde türk kahvesini mangal üzerinde pişirdiğini görünce "Mardinli" olmaya başladığını düşündüm :) Şaka bir yana mangalda pişen kahvenin tadı bir başka oluyor.O kadar belirgin bir fark varki..Mangalda pişen kahveyi ıhlamur ağacının altında yudumlarken gözlerimi 1 saniye kapattım,açtığımda birşeyin önemini hatırladım.Gündelik hayatımda iş ve okul arası hayatı geçiştirirken yemek öğünlerini de önemsizce atladığım oluyor ama gerçek yemek keyiftir.Doymak için yiyoruz ama aslında yemekleri yerken bizlere tadın ne hissettirdiğini düşünmüyoruz.Aslına bakarsanız " işten güçten onu düşünecek hal kalıyor mu?" diyenlerinizde vardır elbet..
Kahvelerimizi yudumlarken doktor bey'e misafir geldiğimi duyan köylüler de geldiler.Ciddi bir sorunumuz vardı,çok şaşırdım.Bazı teyzeler türkçe bilmiyordu.Bu arada kapıdan ilk girdiklerinde bana "çavayi başe?" (yanlış yazmış olabilirim) diyorlardı.Doktor arkadaşım onlara benim kürtçe bilmediğimi söyleyince gülümseyerek oturuyorlardı.
Sıra köyü gezmeye gelince baktım herkes kürtçe konuşuyor.Bari birkaç kelime öğreneyim dedim.İngilizce,Arapça,Farsça bu 3 dili çok güzel konuşabiliyorum ama birgün kürtçeyi öğreneceğim aklıma hiç gelmezdi doğrusu..
"Nasılsın?iyiyim,Allah razı olsun" kelimelerinin kürtçelerini öğrendim.Hala aklımda
"çavayi başe?" (Nasılsın?)
Hodeşterrazibu (Allah razı olsun)

:)Bunları not kağıdına yazarak köy ziyaretine başladık.Köyde 2 odalı bir eve girdik.Evin tavanı tahta şeritlerden yapılmıştı,üzeride balçıkla sıvanmış gibiydi.Gittiğimiz evin babası köy koruyucusu idi,bu yüzden evinin resimlerini koymayı uygun görmedim.Çok sıcak insanlardı,tek sorunumuz türkçe iyi konuşamamalarıydı..Biliyormusunuz bilmiyorum ülkemizde türkçe bilmeyen belkide yüzlerce çocuk var,Ve bu beni çok şaşırtıyor.Demekki bizler eğitime gerçekten başarılı adımlar atamamışız diye düşünüyorum.

MArdin turunun sonuna geldik derken,en son istikamet olarak köyde "yatır" olarak bilinen bir yere gittik,caminin yanına kurulmuş küçük bir mezarlıktı..Camiye yaklaşırken köy imamının 4 kişilik bir turist grubu ile konuştuğunu gördük.Ama öyle bir bağırıyor ki kavga ettiğini zannedersiniz. :) Biraz yaklaşınca imamın turistlerin dillerinden anlamadığı için bağırarak türkçe konuştuğunu anladık.
İmama yaklaşarak "hocam sen ne yapıyorsun,Turistler sağır değil ki sadece türkçe bilmiyorlar" diyince hoca efendide söylediğimize hak vererek gülmeye başladı.Nedense insanlar dilini bilmediği birileri ile karşılaştıklarında bağırarak konuşmaya başlarlar bu da pskolojik bir olgu olsa gerek..
Turistlerle merhabalaşarak kanki olduk.Boşuna mı yıllarca Turist rehberliği okudum :) Kendilerine yardımcı olarak köyde kısa bir turdan sonra,ayrılma vakti gelmişti.Çarşıya inerek herzaman olduğu gibi cevizli sucuklarımızı da alarak havaalanına doğru yola koyularak eve geldik..

Hayat kısa..Ömür az..
Zamanı en güzel şekilde değerlendirmeli insan her daim..
Sevgiyle kalın...

Hiç yorum yok: