10 Kasım 2009 Salı

Bilmek ızdırap çekmektir ülkemde

Yıllar önce bir dostumun, izlemiş olduğu filmden aktardığı "bilgi ızdıraptır" sözüne şiddetle karşı çıkmış; bilginin bir ızdırap değil, bir güç olduğunu savunmuştum. Bunu yaparken, söylenen sözün, bulunulan ortama göre anlam aldığını unutmuşum meğer. Bugün, beynimde güç olarak gördüğüm az sayılabilecek bilginin, aynı zamanda çok yük olduğunun da farkındayım maalesef.




Yeni bilgilere ulaşmak, bir define arayıcısının hazineyle buluştuğu andaki mutluluğu kadar mutluluk verir gerçek taliplilerine. Gel gör ki, kavuşulan hazineyi kâra dönüştürememek, onu, kendinin ve milletinin faydasına sunamamak hazineyi hiç bulamamaktan daha büyük sıkıntılar yüklermiş sahiplerine. Kullanılamayan, geçerliliği kabul edilmeyen bir hazineyle yaşamak kadar bilgi de acı vermeye başlarmış zamanla.


Dünyanın, gerçekte belli merkezlerdeki güç sahipleri tarafından yönetildiğini, özgürüm naraları atan birçok ülkenin özgürlüklerinin sadece kafes içindeki özgürlüğü olan bir kuş gibi olduğunu bilmek, ızdıraptan başka ne yükler sahibine? Çıkarlara alet edilen, saptırılan, ancak işe gelen yerleri alınan Atatürkçülüğün, demokratlığın, çağdaşlığın, vatanseverliğin, dindarlığın… olması gereken yönlerini bilip de bir de bu yanlış uygulamalarla yüzleşmek mutluluk mu verir insana? Anayasana aldığın, meclis duvarına, okul panolarına, ders kitaplarına… yazdığın, "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" sözündeki "milletin", bir avuç azınlığın tahakkümünden öteye geçemediğini görmek ne getirir bilgi sahibine? Hani ülkemizi diktatörlüklerden, tek kişilik sultalar kurtarmış, halkın kendi kendini yönetmesi olan demokrasiye geçmiştik? Bulanık zihinlerde oluşturulan hayali korkular nedeniyle, çoğunluğun azınlığa tahakküm edemeyeceğini söyleyenlerin, azınlığın çoğunluğa hükmetmesini normal gördüklerini, aynı zamanda vatanın gerçek sahiplerinin ancak kendi düşüncelerinde olan insanlar olduğunu ima edip, ötekileri bir şey bilmez, cahil, eğreti, yobaz, vs. olarak değerlendirdiklerini bilmek, din ve vicdan hürriyeti olarak anlaşılması gereken laikliği, din düşmanlığı olarak uygulamaya koyanları görmek, daha da kötüsü bütün bunların, güya vatanın kurtarılması adına yapıldığını duymak ve görmek acı veriyor insana. Yaratılan kaos ortamını fırsat bilip, halkın ekmeğinden, işinden, huzurundan çaldıklarıyla zevk sefa içinde yaşayanların ve bunlara bu fırsatları verenlerin sızlanacak vicdanları da mı kalmadı? Akletmesi gereken kalplerin, hissetmesi gereken vicdanların ideolojik kurbanlara dönüştüğünü görmek ne zaman son bulacak?


Bilmek, ızdırap çekmektir ülkemde demiştim başlıkta. Az bilgi sahibi olanlardan olduğum halde bunları yaşıyorsam gerisini siz düşünün. Şu zamandan sonra huzurlu bir dağ başında sadece ırmak şırıltısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayata da alışamayacağımdan, daha da önemlisi beynimdekileri de silemeyeceğimden, sahip olduklarımı söylemekten ve yazmaktan başka yol görünmüyor bana. Hiç olmazsa yapılan zulümlerin, tahakkümlerin karşısında bir duruş bari getirsin bildiklerim değil mi?

Hiç yorum yok: